⚜ PROTOKOL II ⚜
Yazar: Dilvinnyx

🕯 "Güven, tetiği çeken parmaktan daha ölümcüldür." 📍 Rusya O kelime zihnime kazınmıştı.Depodan çıktıktan sonra geçen yol boyunca tek düşündüğüm şey buydu Storm, fırtına.Neden bana öyle seslenmişti?Ve daha önemlisi... Neden o kelimeyi duyduğum an içimde bir şeyler yer değiştirmiş gibi hissetmiştim?Arabayı ben kullanıyordum.Yan koltukta oturan Alisa ise yaklaşık on dakikadır bana bakıyordu.En sonunda dayanamadı. "Tamam." Sessizlik. "Tamam ne?" "Bir şey söyleyeceğim." Gözlerimi yoldan ayırmadım. "Söyle." "Kıraç yakışıklı." Direksiyonu neredeyse bırakıyordum. "Alisa!" "Ne var?" "Şu an konuşmak istediğin şey bu mu?" "Evet." Şaşkınlıkla ona baktım. Ciddiydi. Tamamen ciddiydi. "Az önce hayatımızın altüst olduğunu öğrendik." "Doğru." "Birileri bizi öldürmeye çalışıyor olabilir." "Doğru." "Bütün hayatımız yalan olabilir." "Bu da doğru." Bir an sustu. Sonra omuz silkti. "Ama yine de yakışıklı." İstemeden güldüm.Gerçekten istemeden.Günlerdir ilk kez.Alisa zafer kazanmış gibi gülümsedi. "İşte bu." "Ne?" "Sonunda güldün." Gülümsemem yavaşça kayboldu.Çünkü haklıydı.Babam öldüğünden beri ilk kez içim hafiflemişti.Belki birkaç saniyeliğine.Ama yine de olmuştu. Malikâneye döndüğümüzde hava kararmaya başlamıştı.Gökyüzü koyu mor ve gri tonlara bürünmüştü.Bahçedeki ağaçlar rüzgârla sallanıyordu.Her şey normal görünüyordu.Ama artık normal kelimesine inanmıyordum.Çünkü son birkaç haftada öğrendiğim tek şey vardı: Normal görünen şeyler en büyük sırları saklıyordu. Odamın kapısını kapatıp yatağın üzerine oturdum.Anahtar hâlâ cebimdeydi.Kartal sembolüne baktım.Sonra babamın mektubunu tekrar açtım.Defalarca okuduğum satırları yeniden okudum. "İvanovlara güven." İşte sorun buydu. Güven. Ben kimseye güvenmezdim. Özellikle de hayatıma bir fırtına gibi giren adamlara. Ama ne kadar inkâr etmeye çalışsam da Kıraç'ın bakışlarındaki o garip hissi aklımdan çıkaramıyordum. Sanki benden sakladığı yüzlerce sır vardı. Söylemediği, açıklamadığı ve belki de hiçbir zaman anlatmak istemediği gerçekler... Fakat bütün bunların yanında başka bir şey daha hissediyordum. Bana zarar gelmesini istemiyordu. İşte beni asıl rahatsız eden buydu. Bir insan hem bu kadar çok şey saklayıp hem de aynı anda seni korumaya çalışabilir miydi? Bu iki şey nasıl aynı anda mümkün olabilirdi? Düşüncelerimin içinde kaybolmuşken kapım çaldı. Ses odanın sessizliğini bölerek beni aniden gerçekliğe geri çekti. "Hadi." Alisa'nın sesi geldi. "Aşağı in." "Neden?" "Kek yaptım." Kaşlarımı kaldırdım. "Sen mi?" "Evet." "Dünyanın sonu geliyor." Kapının arkasından bir yastık fırlatıldı. Ben gülerken Alisa bağırdı: "Duydum!" Başımı yavaşça salladım. Belki hayatımız tamamen kaosa dönüşmüştü. Belki cevaplardan çok sorularımız vardı. Belki de yaklaşan fırtına düşündüğümüzden çok daha büyüktü ama bütün bunların arasında emin olduğum bir şey vardı: Yalnız değildim. Alisa yanımdaydı. Ve son zamanlarda yaşadığım her şeyden sonra bunun ne kadar değerli olduğunu anlamaya başlamıştım. Çünkü bazen insanı en karanlık gecelerde ayakta tutan şey cesaret ya da umut değil, yanında birilerinin olduğunu bilmektir. Yalnız olmamaktır. Fakat o an henüz bilmediğim bir şey vardı. Asıl fırtına daha başlamamıştı. O gece malikânenin dışında duran siyah aracın geri döndüğüydü. Ve içerideki kişinin gözlerini bir an bile evden ayırmadığıydı... Malikânenin önündeki demir kapının birkaç metre uzağında duran siyah araç gecenin karanlığına karışmıştı. Malikânenin biraz ilerisinde duran siyah aracın farları kapalıydı. Motoru sessizce çalışmaya devam ediyor, içerideki kişi ise en ufak bir hareket bile etmiyordu. Sadece bekliyordu. Sadece izliyordu. Camların ardında kimin olduğunu görmek imkânsızdı. Fakat gözleri malikânenin üzerindeydi. Ben ise bütün bunlardan tamamen habersizdim. O sırada mutfakta oturmuş, Alisa'nın büyük bir gururla yaptığı sözde keki yemeye çalışıyordum. Yaklaşan tehlikenin farkında olmadan, hayatımın son zamanlardaki en normal anlarından birini yaşıyordum. "Bu gerçekten kek mi?" Alisa gözlerini devirdi. "Teşekkür ederi…