KAN

6. Bölüm: İlk Sır

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

6. Bölüm: İlk Sır Kitabın son satırı gözlerimin önünde ağır ağır silinmeye başladı. Mürekkep, sayfanın üzerine dökülmüş taze kan gibi önce dağıldı, ardından görünmez bir el tarafından geri çekiliyormuşçasına kâğıdın içine doğru emildi. Birkaç saniye önce önümde duran cümleden geriye tek bir iz bile kalmamıştı. Mahzen yeniden sessizliğe gömülürken, içimde büyüyen huzursuzluk daha önce hiç hissetmediğim kadar derinleşti. Karşımda duran taş duvar iki yana ayrılmıştı. Duvarın ardında uzanan koridor, mahzenin geri kalanından çok daha eski görünüyordu. Siyah bazalt taşlarla örülmüş dar geçidin duvarlarında, zamanın aşındıramadığı oyma semboller vardı. Her biri birbirinden farklıydı; kimi iç içe geçmiş halkaları, kimi kanatlarını açmış bilinmeyen yaratıkları, kimi ise ellerini gökyüzüne kaldırmış insan siluetlerini andırıyordu. Onlara baktıkça garip bir hisse kapıldım. Bu sembolleri ilk kez görüyor olmama rağmen, sanki zihnimin unutulmuş bir köşesinde çoktan ezberlemiş gibiydim. Nefesimi yavaşça bıraktım. Elimde tuttuğum siyah anahtar, avucumun içinde hafif hafif ısınıyordu. Göğsümdeki mühür de aynı ritimde atıyordu. İkisi arasında görünmez bir bağ vardı. Her adım attığımda anahtar biraz daha ısınıyor, mühür biraz daha parlıyordu. İçimdeki bebek sessizdi. Bu sessizlik beni rahatlatmıyordu. Tam tersine, yaklaşan bir fırtınadan önce çöken uğursuz durgunluğu hatırlatıyordu. Koridorun ilk basamağını geçer geçmez arkamdan gelen ağır bir gürültü duyuldu. İrkilerek geriye döndüm. Taş duvar yeniden kapanmıştı. Mahzene açılan geçit yok olmuştu. Artık geri dönüş yolu kalmamıştı. Bulunduğum yerde birkaç saniye hareketsiz kaldım. Karanlığın içinde yalnız olduğumu düşünmek istiyordum. Fakat bunun doğru olmadığını biliyordum. Beni izleyen bir şey vardı. Onu göremiyordum. Sesini de duymuyordum. Ama bakışlarının omuzlarımın arasında dolaştığını, attığım her adımı dikkatle takip ettiğini hissedebiliyordum. Koridor ilerledikçe hava değişmeye başladı. Toprak kokusuna eski tütsülerin ağır kokusu karışıyordu. Nemli taşların arasından süzülen ince su damlaları, koridor boyunca yankılanan tek ses hâline gelmişti. Damlaların ritmi bile düzensiz değildi; sanki görünmeyen bir kalbin atışına uyum sağlıyordu. Elimi duvara yasladım. Taş beklediğim kadar soğuk değildi. Aksine… Canlı bir beden gibi sıcaktı. Parmak uçlarımı çekmek istedim. Başaramadım. Taşın yüzeyindeki oyuklardan ince kırmızı çizgiler yükselmeye başladı. Çizgiler birbirine bağlanarak önümde duran duvara tek bir sembol çizdi. Göğsümde taşıdığım mührün aynısı… O an başımın içinde, bana ait olmayan bir kadın sesi yankılandı. “Hatırlamaya başladığında, korkmayı bırakacaksın.” Sözler biter bitmez mühür yeniden yandı. Gözlerimin önü karardı. Bir anlığına nefes alamadım. Sonra görüntüler ardı ardına zihnime dolmaya başladı. Kanla kaplanmış taş bir avlu… Gökyüzünü örten kara bulutlar… Diz çökmüş insanlar… Ve onların tam ortasında, kollarında yeni doğmuş bir bebek taşıyan genç bir kadın… Kadın yavaşça başını kaldırdı. Yüzü bana aitti. Fakat gözleri… Benim gözlerim değildi. Mor renkte parlıyorlardı. Görüntü aniden dağıldı. Derin bir nefes alarak yeniden koridora döndüğümde, tam karşımda daha önce orada olmayan siyah taş bir kapı yükseliyordu. Kapının üzerinde tek bir cümle kazılıydı: “Gerçeği öğrenen, eski hayatına geri dönemez.” Elimdeki anahtar, hiçbir şey yapmama gerek kalmadan kendi kendine havaya yükseldi. Yavaşça kapının kilidine doğru ilerledi. Koridorun derinliklerinde yankılanan tok bir sesle birlikte kilit dönmeye başladı. Ve ben, soyumun ilk sırrını saklayan kapının nihayet açılmak üzere olduğunu anladım.

Bölümün tamamını WritePad'de oku