3. KAMELYA
Yazar: Nazlıcan

Bölümleri beğenmeyi, yorum yapmayı ve beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın ballarım.✨🤍 Sosyal Medya Hesaplarım: Instagram&Tiktok-nazlicanntkr Erkin Koray-Çöpçüler GÖZDE BAŞER’ den Dünden beri Atakan'ı görmemiştim daha doğrusu ondan köşe bucak kaçmıştım çünkü söyledikleri ağrıma gitmişti. Ondan her şeyi beklerdim fakat beni bu kadar küçük görüp, üstüne yaptığım meslekte seçicilik yapacağımı düşünmesini beklemezdim. Üstüne üstlük böyle bir yerde yapamayacağımı düşünmesi kanıma dokunmuştu. Ne sanıyordu ki beni, ne kadar tanıyordu beni? Onun gözünde nasıl biri gibi gözüktüğüm gram umurumda değil fakat bu aşağılanmayı da kaldıramam. Bugün hastane günümdü. Yataktan kalktığım gibi önce bir duş aldım ve hemen hazırlanmaya başladım. Hava yine çok kötüydü. Kar yağışı dünden beri durmamıştı. O yüzden ona göre giyinmeliydim. Dolabımın karşısına geçtim ve önce altıma bir içlik giydim, içliğin üstüne de kumaş bol krem bir pantolon giydim. Üst olarak yine önce bir badi giydim. Üstüne ise bordo, önden kısa bir fermuarı olan bir kazak giydim ve hafif kıvırarak badimin altına sıkıştırdım. Önündeki fermuarıda açıp yakalarını iyice açtım ve güzel bir hava kattım. Takılarımı takıştırdım, saçlarımı yaptım ve kabanımı giyip şalımı boynuma doladım. Çantam ve krem topuklu botumu da alıp evden çıktım. Ayakkabılarımı giydim, kapımı kilitledim ve doğru asansörün önüne gidip düğmesine bastım. Bir üst kattaydı umarım düşündüğüm şey başıma gelmezdi. Asansörü beklerken saatime bakıyordum ki kapı açıldı ve içerde asker üniforması içinde olan mağara ayısını gördüm. Günüm yine bu adamla doğdu. Şom ağızlı olduğumu söylemiş miydim? Herhangi bir şey söylemeden, mimik dahi oynatmadan içeri girdim ve kapı kapandı. Yine ikimizde konuşmuyorduk. Yan yanaydık, asansörde nefes alışverişimizden başka ses yoktu. Asansör durduğu gibi kendimi dışarı attım ve dış kapıya doğru hızlıca yürümeye başladım. Arkamdaki adım seslerini duyabiliyordum. Benim kadar seri değildi çünkü zaten benim beş adımım onun iki adımıydı. Dış kapıyı açtığım gibi kendimi dışarı attım ve kapıyı suratına kapattım. Hep o mu benim suratıma kapı kapatacaktı? İyi yaptım! Arkamdan, "AĞĞ BURNUM!" serzenişini duyduğum an tam gülecektim ki kendimi tuttum. Gülemezdim, gülmeyecektim. O benim yumuşak karnımı hak etmiyordu. Kimse beni hak etmiyordu! Kapıyı açıp o da dışarı çıktı. Ben arabasına gider diye düşünürken o bana seslenmeyi tercih etti. "Gözde." Durmadım, yürümeye devam ettim fakat bir kere daha seslendi. "Aynı yere gidiyoruz atla ben götüreyim seni, çok yağış var." Sinirle arkamı döndüğüm gibi burun buruna geldik ve kendimi tutamadan konuşmaya başladım. Onun dilinin kemiği yoksa bundan sonra benim de dilimin kemiği yoktu. "Sen ne sanıyorsun kendini? O kadar konuşup, beni kendi çapında aşağılayıp sonra hiçbir şey olmamış gibi atla götüreyim demeler ne demek oluyor? Nasıl bir karakter bu söylesene bana? "Yakışıyor mu senin gibi asker adama?" diye sormazlar mı sonra?" Söylediklerimle bir an bocaladı ve gözlerinin şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldığını gördüm fakat saniyelikti. Şu an sadece duygusuz bir şekilde yüzüme bakıyordu. Yüzünde duygu durumunu belli eden tek bir ifade bile yoktu fakat nefes alışverişlerinin hızlandığını devasa göğsünün kalkıp inmesinden anlayabiliyordum. O tepeden bana bakarken sözlerime yine acımasızca devam ettim. "Ben mesleğimin kutsallığını da, zorluklarını da bilen insanım. Batıdan doğuya gelmek kolay mı sanıyorsun sen? Kolay olmadığını bilmen gerek asker adamsın. Herkes ayak uyduramaz buralara fakat ben ayak uydurmaya çalışıyorum ve başardığımın da farkındayım. Sen nasıl zorluklar yaşadın bilemem fakat bu kadar sert tepkinin bir sebebi olmalı herhalde?" Bir kaşımı sorgularcasına havaya kaldırdım ve devam ettim, "Fakat ben ne yer seçiyorum ne de senin ne açıdan zorlanmaktan bahsettiğini bilmesem de zorlanıyorum. Benim derdim, tasam, halim, hatırım seni germesin bundan sonra. Hayatımda bir yerin de bir sözün de yok. Bir kazayla girmiş bulundun hayatıma, komşum v…