İLK ÖZEL KAMELYA (AİLEYE HOŞ GELDİN)
Yazar: Nazlıcan

⚠️BU BÖLÜM İLK KİTAPTAKİ 1O VE 11.BÖLÜM ARASINI KAPSAMAKTADIR!‼️ Bölümleri beğenmeyi, yorum yapmayı ve beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın ballarım.✨🤍 Sosyal Medya Hesaplarım: Instagram&Tiktok-nazlicanntkr ÖZEL BÖLÜM Nilüfer&Gece-Başıma Gelenler Emircan İğrek&Zeynep Bastık-Dargın Nisan 2023’ün son günleri Atakan Sarper Gündoğdu… Ne yapıp etmiş bir şekilde gönlüme sızmayı başarmıştı. Buzdan kalbimi sıcaklığıyla eritmişti ve kendine bir yer edinmişti. Adamda şeytan tüyü yoktu direkt olarak şeytanın vücut bulmuş hâliydi. Öyle klasik bir çekicilik değildi bu. Daha derin, daha kaçınılmazdı. Öyle bir sızmıştı ki içime, kendimi fark etmeden ona yaklaşırken bulmuştum, duvarlarımın arasından bir çiçek gibi açmasına izin vermiştim. Her gün doğumunda biraz daha sınırlarıma girmesi gözüme batmamıştı. Çünkü nazikti, narindi. Kırmadan gelmişti, ne yaptığını hissettirmeden, zorlamadan… Başta birbirimizi kırmıştık tabii ama sonra hissettirmeden birbirimizi onarmıştık sanki. Sadece bir gün önce, o rüyayı gördüğüm gece… Kırgınlığıma rağmen ona sığınmıştım. Öpüşüp koklaşmıştık, aynı yatakta birbirimizi sarıp sarmalayarak uyumuştuk. Fakat buna henüz bir isim koymamıştık. Birlikteydik sanki… öyle gibiydi. Dillendirerek anın büyüsünü bozmak istememiştik belki de, bilemiyorum. Ama ne olduğumuzu da çözemiyorum. Biz, bir miyiz? Kendimi, ne yaşarsam yaşayayım aşka kapatmamıştım. Ama yine de iki buçuk yılın ardından tanıştığım ilk kişiyle böyle bir bağ kuracağımı hiç düşünmezdim. Hele ki bu kişinin Atakan olması… Allah’ım hiç beklemezdim, aklımın ucundan dahi geçmezdi. Çünkü tanışmamızın denk geldiği an hoş değildi. Bu tanışmadan ötürü aramızda yalnızca gerginlik, kırgınlık ve öfke vardı. İkimiz de keskindik, dilimiz bıçak gibiydi, asabiydik. İkimiz de mesafeliydik ama bir o kadar da mesafesizdik esasında… Birbirimizi görmeye tahammülümüz dahi yok sanırdım. Yanılmışım sanırım. Oysa şimdi, tüm o sertliğin içinden böyle bir yakınlığın doğmuş olmasına inanmak güç geliyor. Her güneşin doğuşunda yüzünü gördüğüm kişinin o olması ve gördüğüm anın ardından içime çektiğim o ilk nefesin, canımı sıktığından ötürü olduğunu düşünürdüm. Oysaki o nefesi verdikten sonra içimde oluşan o ferahı nasıl da görmezden gelmişim. Söyleyeceğim deyip sakladıklarından sonra hemen affetmezdim onu. Aslında takıldığım şuydu; söyleyeceğim deyip söylememesi, bunu bana vadettikten sonra vadettiğini yerine getirmeyişi. Affettim. Çünkü on saniye sonramızın dahi garantisi yoktu. Birbirimizi su niyetine içerken tepemizden kurşunlar yağmaya başlayınca daha çok idrak ettim. Affedecektim, biliyordum sadece biraz daha süründürürüm diye düşünüyordum. Kendimi buna inandırmıştım. Çünkü sinirliydim ve beklemediğim bir kişi tarafından hayal kırıklığına uğratılmıştım. Beklemediklerim tarafından incinmek ilk defa aldığım bir yara değildi. Alışıktım aslında… Kalbim ilk defa kanamıyordu, yaram ilk defa sızlamıyordu. Sadece her kabuk tuttuğunda o yara tekrardan kanatılıyordu. Belki de bu yüzden, artık benim canımı yakanların da canı biraz yansın istedim, biraz onlar da kanasın istedim. Kabuk bağlayan yarayı kanatmak nasıl bir his, nasıl acıtıyor tatsınlar istedim. Ama onlara yapamadığımı diğerlerinin arasında en masum kalan, yaranın kabuğunu kaldıran değil sadece ufak bir çizik atan Atakan’a yapmak istedim. O karanlığa onu çekip, bedelini ona ödetmek istedim. Atakan’ın canı yansın istedim ama onun yaptığı diğerlerinin yanında çok daha masum kalıyordu. Bunu ona hak görmek istemedim, bedelini ona ödetmek istemedim. O mesajın telefonuma düştüğü gün hayal kırıklığı yaşayacak olmanın getirisiyle içimde bir şey sertleşti, kalbim taşlaştı. Gözüm onu sadece koskoca bir hayal kırıklığı olarak gördü. Bu yüzden her darbemde gücüme güç kattım, daha çok canı yansın istedim. Ama ona yönelttiğim her sözde, her yüklenişimde, her darbemde daha da sessizleşti, gıkını dahi çıkarmadı, kendini savunmadı. Karşılık dahi vermedi… Aksine bana daha çok tutundu sanki. İçimde biriktirdiğim ne varsa ona kusmama…