Kalvar: Lanetli Bir Adamın Hikayesi
Vahşetin Ortasında
Yazar: Kerim

Zifiri karanlıktı. Ay yeni batmıştı ve göz gözü görmüyordu. Kalvar, bir at arabasıyla Arnvik sahiline variller dolusu ok taşıyordu. Arnvik sahili, Daelien’in güneyindeydi. Sahilin hemen berisinde Kalina Krallığı birlikleri nöbet tutuyordu. Sayıları azdı; toplasan 100 kişi bile etmezlerdi. Milarbaşı Hagnor sezgilerine güvenerek düşmanın ana saldırıyı Arnvik sahilinden değil, daha kuzeyden yapacağını söylüyordu ve birliklerini oraya yığıyordu. Kalvar kampa vardı ve atından indi. Varilleri teker teker omzuna alıp Hersir* İbenhard'ın çadırının yanına taşımaya başladı. Her taraf olabildiğince meşalelerle aydınlatılmıştı. Varilleri taşırken gözü ister istemez kamptaki askerlere takılıyordu. Hepsinin bakışlarında derin bir korku ve endişe vardı. Askerlerden biri ateşin başında oturmuş, evdeki annesinden ve kız kardeşinden bahsediyor, sağ salim dönebilmeyi umuyordu. Sonuçta kime ne olacağı belli değildi. Kimlerin hayata göz yumacağı, kimlerin geri dönebileceği bilinmezdi. Dönenlerin de zihnen ve bedenen sağlam kalıp kalamayacağı ayrı bir konuydu. Kalvar’ın ise evde onu bekleyen kimsesi yoktu. Evi bırak, hayatında bile tek bir kişi yoktu. “Şurada geberip gitsem keşke…” diye geçirdi içinden. Son varili de bıraktıktan sonra eline bir meşale alıp kampın az ilerisindeki yüksek faleze doğru yürüdü. Ağır adımlarla falezin en uç noktasına kadar ilerledi. Vardığında manzarayı seçmeye çalıştı fakat hiçbir şey göremedi. Ay batmış, etrafı yoğun bir sis kaplamıştı. Kalvar’a eşlik eden tek şey, kıyıya vuran hırçın dalgaların sesiydi. Deniz o kadar dalgalı ve gürültülüydü ki, biri ona arkadan seslense büyük ihtimalle duyamazdı. Karanlığı izlemeye çalışırken sislerin arasında birden bir karaltı fark etti. Çok uzakta değildi fakat ne olduğunu tam kesiremedi. Daha net görebilmek için zeminini değiştirdi, falezin biraz daha gerisinde uygun bir nokta buldu. Buradan baktığında karaltının ne olduğu netleşti: Bu bir düşman gemisiydi. Gördüğü şey, sarı-turuncu şeritli yelkenleri olan uzun bir savaş gemisiydi. Hatta hemen ardından başka bir şeyi daha fark etti: Tek gemi o değildi. Tam 30’dan fazla gemi yan yana dizilmiş, sahile doğru yanaşıyordu. Hagnor yanılmıştı. Gemileri görür görmez Kalvar var gücüyle kampa doğru koşmaya başladı. “Düşman geldi!” diye bağırarak kampa haber verdi. Kalvar’ı duyan kampın lideri Hersir İbenhard derhal çadırından dışarı fırladı. “Kaç kişiydiler, gördün mü?” diye sordu telaşla. Kalvar nefes nefese cevapladı: “30’dan fazla gemiyle geliyorlar!” Bunu duyan İbenhard’ın yüzü düştü. Emrinde 100 asker bile yoktu. 30’u aşkın gemi ise en az 1500 savaşçı demekti. Yine de umutsuzluğunu emrindekilere belli etmedi ve hemen gür bir sesle emir verdi: “Davranın oklara!” Bu emirle birlikte tüm askerler ufak tepelere doğru dağılarak pozisyon aldı. Yaylarını gerip düşmanı beklemeye başladılar. Kalvar bir savaşçı değildi. Bu yüzden Hersir İbenhard’ın çadırının yanında öylece duruyordu. Çok geçmeden, ufkun karanlığından ilk gemiler kıyıda belirdi. Gemiler teker teker karaya vururken, her birinden elliyi aşkın savaşçı dalgalar halinde sahile dökülüyordu. Gecenin örtüsüne sığınarak, Kalina askerlerinin gözünden kaçmak adına çıt çıkarmadan ilerliyorlardı. Ancak sahildeki bu tekinsiz sessizlik, birden havayı yaran uğultulu vınlamalarla bölündü. Pusuda bekleyen Kalina okçuları yay kirişlerini serbest bırakmıştı. Hedeflerini tam olarak seçemediklerinden okları karanlığa doğru rastgele savuruyorlardı. Amaçları nokta atışı vuruşlar yapmak değil, sahili amansız bir ok yağmuruyla boğmaktı. Düşman askerleri teker teker yere yığılıyordu. Ok yağmuru altında kalan işgalciler artık gizlenmeyi bırakmış, çığlıklar atarak hızla öne atılıyordu. Düşman, kalkanlarının arkasına saklanarak ilerlemeye çalışıyordu. Kalina okçuları durmaksızın ok yağdırmaya devam etse de fazla dayanamayacakları apaçık ortadaydı. Düşman çok kalabalıktı. Okçular birini düşürse arkasından hemen yenisi geliyordu. Durumun vahametini anlayan İbenhard, 10 dakikalık yürüme mesafesinde mevzilenmiş o…