Kalvar: Lanetli Bir Adamın Hikayesi

Anlaşmanın Aracı

Yazar:

Kalvar: Lanetli Bir Adamın Hikayesi - Kerim kitap kapağı
Kalvar: Lanetli Bir Adamın Hikayesi kitap kapağı

Savaşın sona ermesinin üzerinden üç ay geçmişti. Yakılan ormanların dumanı henüz yeni yeni kesiliyordu. Kistbier kıyısındaki Arnvik sahihine yapılan o büyük çıkarmanın ardından geriye; harabeye dönmüş onlarca köy ve toprağa düşen yüz binlerce can kalmıştı. Hagnor’un idamından sonra gelen kale daveti üzerine, ertesi sabah genç Kalvar hazırlanıp kraliçenin kalesine doğru yola koyuldu. Güneş yeni doğuyordu. Üzerinde yine iş kıyafetleri vardı; bu kez kazıklarla süslenmiş patikada tek başına ilerliyordu. Yaklaşık on dakika sonra kale önüne vardığında, kraliçe ve yaklaşık yirmi kişilik bir birlik taş köprünün önünde hazır bekliyordu. Kraliçenin hemen yanında ise atının üzerinde Gerloff, Kalvar’a bakıyordu. Kırklı yaşlarındaydı; asil ve tehditkar görünümlü, gece mavisi kalın bir kaftan giymişti. Kıyafetin omuzlarındaki metalik zımbalar, kollarındaki kat kat kabartmalı ve hacimli kumaş yapısı dikkat çekiyordu. Belden aşağısı yırtmaçlı uzanan bu asil zırhı, sağ elindeki altın ve siyah detaylı metalik zırh eldiveni tamamlıyordu. Bir asker Kalvar’ın yanına yaklaştı. Elindeki siyah bez parçası ve diğer elinde havaya doğru tuttuğu, neredeyse bir mızrak kadar uzun, çift taraflı baltayla o da Gerloff’u takip etti. Gerloff askerin elindekileri işaret ederek Kalvar’a konuştu: “Al bunları, oraya vardığımızda da maskeyi başına geçir.” Kalvar soru sormadı: “Elbette, Domine.” Askerin uzattığı maskeyi belindeki heybeye attı, baltayı da eline aldı. Gerloff tekrar atına bindi. Kraliçe Adelina en öne gelip Gerloff ve askerleri selamladı, ardından son sözünü söyledi: “Unutmayın, egemenliğimiz hakkında en ufak taviz vermeyeceksiniz!” Gerloff, askerler ve Kalvar başlarını eğerek onayladılar. Kraliçe önlerinden çekildi ve ağır ağır Daelien’e doğru yola koyuldular. Yalnızca Gerloff ve yanındaki iki komutan at üstündeydi. Kalvar ve askerler ise yayaydı. Yaklaşık bir saat sonra Daelien limanına vardılar. Limanda onlar için hazırlanmış koca bir kadırga bekliyordu. Epey uzundu. Çok yüksek sayılmazdı ama ortasındaki kocaman mavi-beyaz şeritli yelken güneşin önüne geçiyordu. Gerloff, askerler ve Kalvar hemen gemiye bindiler. Askerler küreklere asıldı ve gemi yavaş yavaş limandan ayrıldı. Gerloff ve yanındaki iki komutan geminin pupa kısmında konuşuyorlardı: Jarl Reidar Nore ve Hersir* Hasse Saka. Kalvar da yanlarında dikiliyordu. Nereye gittiklerini çok merak ediyordu fakat sormaya cesaret edemedi. Hırçın dalgaların arasında geçen yaklaşık iki saatin ardından ufukta bir ada göründü: Oland Adası. Solvaeria ve Gullsverda krallıklarının bulunduğu kara parçası ile Kalina Krallığı’nın bulunduğu kara parçasının arasında yer alan Botinya Denizi’ndeki tek adaydı burası. Ada aslında bu dünyanın en büyük krallığı olan Gullsverda’ya aitti. Ancak sürekli haydutlar tarafından yağmalandığı için burayı pek önemsemiyorlardı. Adanın etrafında, ikisi kocaman olmak üzere birkaç gemi toplanmıştı. Birden Gerloff’un emri duyuldu: “Adaya yanaşın!” Gemi aheste aheste adaya yaklaştı ve nihayet iskeleye bağlandı. Kalvar heybesinden maskeyi çıkardı. Önce şöyle bir inceledi. Simsiyah, kaba ketenden yapılmış bir maskeydi ve sadece göz kısımlarında delikler vardı. Yavaşça, kaşlarının üzerine kadar inen kumral saçlarının üzerinden başına geçirdi. Yüzü artık görünmüyordu. Korkunç bir heybete bürünmüştü. Artık kimse onu tanıyamazdı. Normalde soylu adamları infaz edeceği zamanlar dışında maske takmazdı, ki onu bile her seferinde yapmazdı. Bugün neden maske takması istenmişti, anlayamadı. Elindeki mızrak kadar uzun baltaya baktı. Kendi baltasından çok farklıydı. Her şeyden öte, çok daha korkutucuydu. Baltanın da ne için olduğunu kavrayamadı. Haydut mu avlayacaklardı? Gemiden inmeden önce Gerloff yanına geldi. Son derece ciddi bir tonla konuştu: “Biz orada müzakere ederken sen benim arkamda duracaksın. Dimdik dur, arada bir baltanla oyna, bir şeyler yap. Karşı tarafa bir nevi gözdağı ver. Anladın mı ne yapacağını?” Kalvar başını salladı: “Elbette, Domine." Önce Kalvar gemiden iskeleye adım attı,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku