6. Bölüm
Yazar: Hanife

Bir hafta sonra… Hayatımın bu yeni ve belirsizliklerle dolu döneminde, kendimi toparlamak için var gücümle çalışıyordum. Catering işinde neredeyse her gün sabahtan akşama kadar arı gibi çalışarak 10.500 TL biriktirmeyi başarmıştım. Bu miktar, bana biraz nefes alma alanı sunsa da, üzerimdeki borç yükünün sadece küçük bir kısmını hafifletmişti. Hâlâ tam 40.000 TL gibi dudak uçuklatan bir borcum kalmıştı ve bu durum geceleri gözüme uyku girmez hale getiriyordu. Üstelik, bu borcu ödemeye dair herhangi bir adım atmamıştım. O kadar kibirli ve kasıntı bulduğum Murat Soykan’ı aramak, sesini duymak bile istemiyordum. Gururum, her seferinde beni engelliyordu. İçten içe bir korku kemiriyordu beni. Ya kapıma icra yollarsa? O zaman ne yapacaktım? Bu düşünceyle irkildim. Mecburen onu arayacak ve biraz daha zaman isteyecektim. Başka çarem yoktu. Evde bu konuyu konuşmam imkansızdı, halamın bu durumu öğrenmesini istemiyordum. Bu yüzden hızla üzerime daha sade, dikkat çekmeyen kıyafetler seçtim: beyaz, basit bir tişört, dizlerimin hemen altına kadar uzanan, hafif dökümlü bir etek ve serin havaya karşı ince bir hırka giydim. Ayaklarıma da en rahat ayakkabılarım olan beyaz Converse’lerimi geçirdim. Küçük çantamı alıp dışarı çıktım. Halamın ahlak kuralları konusunda çok hassas olduğunu biliyordum; her zaman edepli ve kapalı giyinmemi isterdi. Açık giyinmemi asla hoş karşılamazdı, bu yüzden dikkatli olmak zorundaydım. Evin yakınlarındaki küçük, yeşilliklerle dolu parka doğru yürüdüm. Boş bir banka oturup çantamdan telefonumu çıkardım. Elim titreyerek, o meşhur Soykanlar Holding kartında yazan numarayı tuşladım. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Kısa bir bekleyişin ardından, diğer tarafta nazik bir kadın sesi duyuldu; sekreterdi. Kendimi toparlayıp, “Murat Soykan’la görüşmek istiyorum,” dedim, sesimin mümkün olduğunca sakin çıkmasına özen göstererek. Sekreterin cevabı soğuk ve net oldu: “Beyefendi telefonla görüşme sağlamıyor, randevu almanız gerekmekte.” Bu yanıt sinirlerimi daha da gerdi. Ne yani, koskoca holding patronu benim gibi sıradan birine telefonunu mu açmayacaktı? Konuşmanın sonunda, sekreterin sesi biraz yumuşadı: “Yarın öğleden sonra bir saatlik boşluğu var, randevu oluşturmayı kabul eder misiniz?” diye sordu. İçimdeki tüm dirençle birlikte, maalesef kabul etmek zorunda kaldım. Adımı sordu ve randevuyu hemen oluşturdu. Bu duruma ne kadar sinirlendiğimi anlatamam. Düşündüğüm şeye bak, koskoca bir holding patronuna ulaşmak için kim bilir kaç operatörden geçtim, kaç engeli aştım! Sanki bir devlet sırrını çözmeye çalışıyordum.Amacım belliydi: Borcumun bir kısmını, yani 10.000 TL’sini verip, geri kalanı için bana zaman tanımasını rica edecektim. İnşallah kabul ederdi, aksi takdirde ne yapacağımı bilmiyordum. Bu düşüncelerle boğuşurken, içimi bir huzur doldurmak istedim. Bugün halamla birlikte Eyüp Sultan’a gidip manevi bir ziyarette bulunma fikri aklıma geldi. Parktan hızla eve döndüm ve halamın yanına gittim. Teklifimi duyunca gözleri parladı, o da bu fikri çok sevmişti. Hazırlanıp beraber evden çıktık. Kalabalık otobüse bindik ve bir süre sonra Eyüp Sultan’a vardık. Orada, ruhumu dinlendiren bir atmosfer vardı. Öğlen namazımızı kılıp hocanın anlamlı vaazını dinledikten sonra, camiden çıktığımızda geçen pazar tanıştığım Amine ve yaşlı, bilge anannesi Firuze ile karşılaştık. Uzaktan başımızla selamlaştık, hafifçe gülümsedik.Tam o sırada, gözlerime inanamadım! Arkadan belirginleşen silüetle şaşkınlıkla kalakaldım. Bana çarpan, o kibirli adamdı! Murat Soykan! Yanında başka bir adamla birlikte Amine’nin kollarına girmişlerdi. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarptı. Allah’tan beni fark etmedi. Hemen arkamı dönüp halamla birlikte hızla uzaklaştım oradan. Halamın onu görmesini, bu duruma şahit olmasını kesinlikle istemiyordum. Bu yüzden hızla en yakın otobüse atladık ve uzaklaştık. Çok şükür, bir anlık tehlike atlatılmıştı. Eve döndüğümüzde, günün yorgunluğu ve üzerimdeki stresle odama çekilmek isterken yengemin iğneleyici sesiyle duraksadım. “Hafsa…