66. Bölüm
Yazar: Hanife

Tutkunun İlk Kıvılcımı Murat, kapıyı arkasından kilitlediği gibi Hafsa’yı belinden kavrayıp kendine çekti. Gözlerindeki o yoğun arzu, Hafsa’nın nefesini kesti. "Sonunda," diye fısıldadı Murat, sesi her zamankinden daha derinden geliyordu. "Sonunda sadece benimsin, Hafsa." Hafsa, kollarını Murat’ın boynuna dolarken, aylardır biriktirdiği o büyük özlemi dudaklarında hissetti. Murat’ın öpücükleri, bir mühür gibi boynuna, omuzlarına iniyordu. Gelinliğinin fermuarı ağır ağır aşağı inerken, odadaki şöminenin çıtırtısı kalplerinin ritmine eşlik ediyordu. Tenin Tene Değdiği An Beyaz tüllerin uçuştuğu yatak odasında, ay ışığı tenlerini bir tablo gibi aydınlatıyordu. Murat, Hafsa’nın her bir kıvrımını parmak uçlarıyla keşfederken, Hafsa sevdiği adamın kaslı vücudunda ellerini gezdiriyordu. Bu sadece fiziksel bir birleşme değil, ruhlarının birbirine mühürlenmesiydi. Murat, Hafsa’nın üzerine eğildiğinde, aralarındaki çekim artık karşı konulamaz bir boyuta ulaştı. Hafsa’nın titreyen nefesi, Murat’ın sert soluklarına karışıyordu. "Seni seviyorum," diye inledi Hafsa, zevkin ve aşkın doruklarında savrulurken. Murat’ın her dokunuşu, Hafsa’nın vücudunda havai fişekler patlatıyordu. Sonsuz Bir Vuslat Gecenin sessizliğini sadece onların birbirine fısıldadığı aşk sözleri ve tutku dolu iniltiler bölüyordu. Murat, Hafsa’yı sarıp sarmalarken, aralarındaki o son engel de kalkmış, iki can tek bir vücutta erimişti. Birbirlerine duydukları açlık, gecenin karanlığında defalarca tazelendi. Her dokunuşta daha fazlasını istiyor, ayların acısını bu tutkulu kavuşmayla çıkarıyorlardı. Sabaha karşı, ter dökerek birbirlerine sarıldıklarında, ikisi de artık bambaşka insanlardı. Murat, Hafsa’nın terli alnına derin bir öpücük bıraktı. "Ömrümün geri kalan her gecesinde seni böyle seveceğim," dedi. Hafsa, Murat’ın göğsünde, huzurun ve doyuma ulaşmış aşkın verdiği o tatlı yorgunlukla gözlerini kapattı. Artık fırtına dinmiş, vuslatın en sıcak, en erotik ve en gerçek hali hayatlarını sonsuza dek değiştirmişti. Ege Rüzgarında Aşkın İzleri Sabahın ilk ışıkları, odanın uçuşan ince tüllerinden sızıp Hafsa’nın çıplak omuzlarına dokunurken, Murat çoktan uyanmış, sevdiği kadını izliyordu. Hafsa, dün gecenin o yoğun ve tutkulu yorgunluğuyla mışıl mışıl uyurken, Murat onun saçlarına küçük, tüy hafifliğinde öpücükler kondurdu. "Günaydın dünyam..." diye fısıldadı Murat. Hafsa gözlerini araladığında, karşısında gördüğü o aşk dolu bakışlarla güne başlamanın huzurunu yaşadı. Gizli Koylarda Yalınayak Günlerini sadece ikisine özel, kimsenin ulaşamadığı ıssız koylarda geçiriyorlardı. Altın sarısı kumlarda el ele, bazen de Murat’ın Hafsa’yı kucağına alıp denizin serin sularına taşımasıyla yürüyüşler yapıyorlardı. Hafsa, üzerine geçirdiği incecik şile bezi elbisesinin altından Murat’ın kendisine olan arzusunu her an hissediyordu. Bir öğleden sonra, kiraladıkları özel teknenin güvertesinde güneşlenirken Murat, Hafsa’nın sırtına güneş kremi sürme bahanesiyle her bir santimini parmak uçlarıyla mühürledi. Bu masum dokunuşlar, kısa sürede aralarındaki o karşı konulamaz çekimle alevleniyor, teknenin tenha bir köşesinde denizin dalga sesleri eşliğinde birbirlerinin tadına vardıkları anlara dönüşüyordu. Akşamları, villanın bahçesinde, denize karşı kurulan baş başa sofralarda uzun sohbetler ediyorlardı. Ama elleri masanın altından hiç ayrılmıyordu. Murat, kadehini kaldırırken Hafsa’nın gözlerinin içine bakıp; "Bu kadeh, seninle geçireceğim her bir saniyeye, her bir dokunuşuna..." diyerek aşkını tazeledi. Yemeğin ardından çalan hafif bir müzikle dans ederken, Murat Hafsa’yı kendine öyle bir çekiyordu ki, aralarından rüzgar bile geçemiyordu. Hafsa, Murat’ın boynundaki o erkeksi kokuyu içine çekerken, içindeki o bitmek bilmeyen arzunun daha da büyüdüğünü hissediyordu. Gece, her seferinde yatak odasının mahremiyetinde, daha cüretkar, daha heyecanlı ve daha derin kavuşmalarla noktalanıyordu. Umut’un güvende olduğunu bilmenin huzuruyla, bu birkaç günü sadece "erkek ve kadın" olarak geçirdiler. Murat, Ha…