Kalpten Kalbe Yol💞

64. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Kına Gecesi: Aynanın karşısına geçtiğimde kendimi tanıyamadım. Üzerimde ağır işlemeli, kadife dokulu, koyu kırmızı bir bindallı vardı. Belindeki altın rengi kemer ve başıma takılan ince işlenmiş taçla tam bir gelin gibi görünüyordum. Saçlarımı bu kez sıkı bir topuz yaptırmıştım; bu, yüzümdeki o hem hüzünlü hem de umutlu ifadeyi daha net ortaya çıkarıyordu. Sude odaya daldığında gözleri doldu. "Hafsa, inanamıyorum... Çok güzel oldun," dedi hıçkırarak. "Bu gece senin gecen. Bütün kötü anıları bu kınayla yakıp kül edeceğiz." "Yüksek Yüksek Tepelere..." Gece başladığında salon, kırmızı tüller ve mum ışıklarıyla büyüleyici bir atmosfere bürünmüştü. Arkadaşlarımla birlikte ellerimizde mumlar, dilimizde o kadim kına türküleriyle içeri girdiğimde, kalbim göğüs kafesime dar geliyordu. Ortada hazırlanan tahta oturduğumda, başımın üzerine örtülen kırmızı duvak dünyayla aramdaki son perdeydi. Türküler yükseldikçe, annesiz ve babasız geçen o bayram sabahları, yalnız yürüdüğüm yollar bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken bunlar sadece hüzün değil, aynı zamanda bir arınmanın gözyaşlarıydı. Kına yakılma anı geldiğinde, halam yanıma yaklaştı. Avucumu sıkıca kapatmıştım; geleneği yerine getiriyordum. Halam gülümseyerek, "Gelin hanım elini açmıyor!" dediğinde Murat’ın ablası hemen yerinden kalktı ve avucuma o parıldayan altın lirayı bıraktı. Elime yakılan kınanın o soğuk ama rahatlatıcı dokusu, sanki geçmişin tüm acılarını dondurup iyileştiriyordu. O an Umut’u gördüm; köşede Sude’nin kucağında, şaşkın gözlerle kırmızı duvağımı izliyordu. Onun güven içinde büyüyeceği bir yuvaya bu kadar yakın olmak, içimdeki son korkuları da dağıttı. Beklenmedik Misafir: Murat Gecenin sonuna doğru, adet olmasa da Murat kapıda belirdi. Elinde tek bir kırmızı gülle içeri girdiğinde herkes alkışlamaya başladı. Yanıma gelip alnımdan öptüğünde, kulağıma sadece benim duyabileceğim bir tonda fısıldadı: "Bu kına sadece eline değil, benim yüreğime de işlendi Hafsa. Artık hiçbir güç bizi ayıramaz." O gece, kına kokusuyla karışık bir huzurla yastığa başımı koydum. Bir hafta sonra yaşayacağımız o büyük gün için artık hazırdım. Ertesi Gün: Kız Kulesi, Boğaz’ın lacivert sularının ortasında ışıl ışıl parlayan bir mücevher gibiydi. Hafsa, gelinliğinin içinde rüzgarda süzülen bir kuğu gibi, hayatının en anlamlı imzasını atmak üzere nikah masasına doğru yürüdü. Yanında, hayatının aşkı Murat; gözlerinde sadece ona ait olan o sonsuz hayranlık ve koruma içgüdüsü vardı. Halam ve amcam, gözyaşlarını mendillerine silerek gururla bizi izliyordu. Geçmişin tüm acıları, o karanlık ve kederli günler Boğaz’ın serin sularına gömülmüştü. Artık sadece biz vardık.

Bölümün tamamını WritePad'de oku