63. Bölüm
Yazar: Hanife

Yeni Bir Başlangıç: İsteme ve Nişan Merasimi: Akşamın alacakaranlığı şehre çökerken, kalbimde daha önce hiç tatmadığım bir heyecanın ritmi yankılanıyordu. Kapının her çalışı, hayatımda yeni bir sayfanın açıldığını fısıldıyor gibiydi. Halam ve amcamın yanımda oluşu, omuzlarımdaki yükü hafifletiyor; yaşadığımız o acı günlerin üzerine beyaz bir perde çekiyordu. Artık sadece biz vardık, mutluluk vardı. Sude, evin içinde bir pervane gibi dönerek son hazırlıklarda bana destek oluyordu. Hem isteme hem de nişan törenini bir arada yapacağımız için her şeyin kusursuz olmasını istiyorduk. Küçük Umut ise, olup bitenleri anlamaya çalışan masum gözleriyle bu tarihi ana şahitlik ediyordu. Onun varlığı, kuracağımız bu yeni hayatın en güzel temeliydi. Aynadaki yansımama son kez baktım. Üzerimdeki açık mor, uçuş uçuş tül detaylı elbise, ruhumun hafifliğini temsil ediyor gibiydi. Saçlarımı serbest bırakmıştım; omuzlarımdan aşağı dökülen dalgalar, heyecandan kızaran yanaklarımı çerçeveliyordu. Zil çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Murat ve ailesi ellerinde çiçekler ve çikolatalarla kapıda göründüğünde, Murat ile göz göze geldik. Bakışlarındaki o derin hayranlık ve sabırsızlık, benimle aynı fırtınanın içinde olduğunun kanıtıydı. Hoş geldin merasiminden sonra salona geçildi, sohbetler edildi ama ikimizin de aklı bir an önce o büyük sorunun sorulmasındaydı. Mutfakta Sude ile kahveleri hazırlarken ellerim titriyordu. "Hadi," dedi Sude fısıldayarak, "Murat’ın kahvesine o meşhur tuzu ekleme vakti!" Gülümseyerek hazırladığım o özel fincanı tepsinin en ortasına koydum. Salona girdiğimde herkesin gözü üzerimdeydi. Murat, kahvesinden ilk yudumu aldığında yüzünde beliren o hafif ekşime ama hemen ardından bana bakıp gülümsemesi, ömür boyu unutamayacağım bir andı. O tuzlu kahveyi bile büyük bir aşkla bitirmişti. "Allah’ın Emriyle..." Sohbetin koyulaştığı bir noktada amcam, sözü büyüklerin ciddiyetine bıraktı. Murat’ın Desesi boğazını temizleyerek o beklenen cümleyi kurdu: "Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle; kızımız Hafsa'yı, oğlumuz Murat’a istiyoruz." Amcamın yüzündeki o huzurlu ifadeyle verdiği "Hayırlı olsun" cevabı, salonu bir anda bayram havasına çevirdi. Gümüş bir tepsi içinde birbirine kırmızı kurdeleyle bağlı iki yüzük getirildi. Nişan törenine geçtiğimizde, Umut yanımıza sokulmuş, parlayan yüzükleri merakla izliyordu. Kurdele kesilirken Murat elimi sıkıca tuttu; sanki dünyaya "Artık biz biriz" diyordu. Makasın sesiyle birlikte alkışlar koptu. O an, geçmişin tüm yaralarının kapandığını ve açık mor tüllerin arasından süzülen bu yeni hayatın ne kadar parlak olacağını hissettim. Artık sadece Hafsa ve Murat değil, biz olmuştuk. Mutluluk, en çok bize yakışmıştı. Bir Hafta Sonra: Zaman su gibi akıp geçmiş, nişanın üzerinden tam bir hafta geçmişti. Şimdi ise o meşhur "kına gecesi" gelip çatmıştı. Evin içi sabahın erken saatlerinden beri çiçek kokuları, tül ve şifon kumaşların hışırtısı ve Sude’nin bitmek bilmeyen enerjisiyle doluydu. Halam ve amcam, her şeyin eksiksiz olması için pervane oluyorlardı. Bir zamanlar hayalini kurmaya bile korktuğum bu anlar, şimdi gerçekliğin en tatlı haliyle karşımdaydı.