62. Bölüm
Yazar: Hanife

Mutlu Haber: Akraba, dost, hatta uzaktan tanıdık kim varsa, hiç ayırt etmeden hepsini tek tek aradım. Uygun bir donör bulmak benim için hayati bir meseleydi; gerekirse kendi ciğerimi söküp verecek kadar çaresiz, bir o kadar da kararlıydım Hafsam için. Gözümden uyku, boğazımdan lokma geçmez olmuştu. Sanki zaman denen kavram bir anda hızlanmış, her geçen saniye Hafsam'ın aleyhine işliyordu. Zamanla yarışırken, bu zorlu süreçte yanımda olan herkes koşarak gelmiş, kan vermek için sıraya girmişti. Her bir damla kan, içimde yanan umut ateşini biraz daha alevlendiriyordu. Hastanenin koridorları, endişeli bekleyişlerin ve duaların fısıltılarıyla doluydu. Sonunda o mucizevi an geldi ve Hafsa'nın bilinci yerine geldi, gözlerini araladı. Kısa süreli de olsa, yoğun bakımın soğuk ve sterile odasına girip onu görebilmiştim. O an, dünyanın en güzel manzarasıydı gözümde. "Hafsam, güzel gözlüm, buradayım ben. İyi olacaksın, göreceksin," diye fısıldadım, sesimin titrememesine özen göstererek. Elini tuttum, avuçlarımda kaybolan narin elinin sıcaklığını hissettim. Zayıf sesiyle, "Umut iyi mi? Onu yalnız bırakma," diye sordu. Gözlerinde derin bir anne şefkati ve endişe vardı. "İyi Hafsam, Umut çok iyi. Sen de iyi olacaksın, inan bana. Senin için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Sen beni nasıl iyileştirdiysen, hayatıma nasıl bir anlam kattıysan, şimdi sıra bende. Seni bu durumdan kurtaracağım, söz veriyorum," dedim, gözlerim dolmuştu ama güçlü durmaya çalışıyordum. Beni teselli edercesine, zoraki bir gülümsemeyle, "Korkma, iyiyim ben," dedi. Zayıf bedeniyle bana gülümsemeye çalışması bile içimi yakmıştı. Ne kadar güçlü bir kadın olduğunu bir kez daha anladım. Derin bir nefes alarak, "İyileştiğinde, bu zor günleri atlattığımızda tekrar benimle evlenir misin Hafsam?" diye sordum. Sesimde umut ve aşk vardı. Şaşkınlıkla, "Burada, bu haldeyken bana evlenme mi teklif ediyorsun?" dedi, gözlerinde hem şaşkınlık hem de tatlı bir tebessüm belirdi. "Evet, Hafsam. Zamanın ne kadar önemli olduğunu, hayatın ne kadar kısa ve kırılgan olduğunu bir kez daha öğrendim. Sen benim Allah katında karımsın zaten, kalbimde her zaman öyleydin. Ama bunu resmiyete dökmek, dünyaya ilan etmek istiyorum. Benimle evlenir misin?" diye tekrar ettim. Gözleri doldu, "Ben hep sende kaldım Murat, sana evetten başka bir şey diyemem. Sen benim nefesimsin," dedi. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. "Yani cevabın evet mi?" diye sordum, sesimdeki heyecanı gizleyemiyordum. "Evet, şapşal…" dedi, bu tatlı hitapla içim ısındı. "Seni seviyorum Hafsam. Şimdi dinlenmelisin, kendini yorma. Gitmem gerekiyor ama bil ki ben hep yanındayım, her an seninleyim sevgilim," dedim, anlından öptüm. Bu ayrılık bile bana çok zor geliyordu. "Ben de seni seviyorum. Biliyorum, oğlum sana emanet..." diye fısıldadı. Gözleri yorgundu ama içinde tarifsiz bir güven vardı. Hafsa'nın yorgun bakışları, halsizliği ve o anki çaresizliği beni derinden üzse de, onun yanında güçlü durmak zorundaydım. İçim kan ağlarken bile yüzüme bir gülümseme yerleştirmeye çalıştım. Tam o sırada halası Sevde içeri girdi. Yüzü asıktı, gözleri doluydu. Umut'un ona ne kadar alıştığını, onu ne kadar sevdiğini bildiğim için, yanına gönderdim. En azından Umut'un güvende ve iyi olduğunu bilmek, Hafsa'ya az da olsa iyi hissettiriyordu. İki gün daha geçmişti ama hala uygun donör bulunamamıştı. Her geçen saat, Hafsa'nın durumu daha da kötüye gidiyordu. Hastane odasının kasvetli havası, içimdeki umut kırıntılarını da tüketiyordu. Çaresizlikten çıldırmak üzereydim, her an nefesim kesilecek gibi hissediyordum. Duvarlar üzerime geliyor, zaman durmuş gibiydi. Ben bu çaresizlik içinde beklerken, hastaneye üzücü bir haber geldi. On sekizli yaşlarda genç bir kız trafik kazası geçirmiş ve hastaneye geldiğinde hayatını kaybetmişti. Ailesi için yıkıcı bir haber olsa da, benim için bir umut ışığı doğmuştu. Genç kızın karaciğeri, Hafsa'nınkiyle uyumlu çıkmıştı. Bu, kaderin bize uzattığı bir eldi. Ancak ailesi organ naklini kabul etmekte tereddüt ediyordu. O…