61. Bölüm
Yazar: Hanife

Murat'ın imtihanı: Karanlık, ağır ve boğucu bir örtü gibi çökmüştü şehre. Hafsa, günün yorgunluğunu ve ruhundaki derin acıyı taşıyan bedeniyle koltukta adeta ruhsuz bir heykel gibi uyuyakalmıştı. Yüzündeki solgunluk, tenine adeta işlemiş olan o derin halsizliği ve yaşadığı çetin mücadeleyi ele veriyordu. Dudakları aralık, nefesi ise ince bir tül gibi gelip gidiyordu. Uzun kirpikleri yanaklarına düşmüş, uykusunda bile acı çeken bir ruhun izlerini taşıyordu sanki. Hafsa'nın bu masum ve yorgun uykusundan habersiz Murat, mutfağın ışığını yakarak içeri süzüldü. Aklında tek bir düşünce vardı: Sevdiği kadına, bunca zamandır hak ettiği huzuru ve mutluluğu sunmak. Sessizce ocağın başına geçti, tavayı ateşe koydu. Özenle seçtiği biftekleri mühürlerken mutfağa yayılan etin kokusu, sanki yılların özlemini taşıyordu. Ardından, kremsi bir kıvamda, damaklarda eşsiz bir tat bırakacak makarnayı hazırlamaya başladı. Her bir hareketi, sevgiyle ve umutla doluydu. Masayı özenle kurarken, en sevdiği tabakları, zarif çatalları ve şık peçeteleri yerleştirdi. Bu, onun için sadece bir akşam yemeği hazırlığı değil, aynı zamanda yıllar süren ayrılığın ardından nihayet sevdiği kadının yanında olmanın verdiği o eşsiz mutluluğun bir kutlamasıydı. İçinden "Bu, hayatımın en güzel akşamı olacak," diye geçirdi. Hafsa'yı uyandırmadan önce, yüreğindeki büyük sırrı ve rahatlamayı avukatıyla paylaşmak istedi. Telefonu eline aldı, titreyen parmaklarıyla numarayı tuşladı. "Doğan kendi tuzağına düşmüştü," diye başladı konuşmaya. Yaptığı onca kirli iş, nihayetinde onu köşeye sıkıştırmış, soluk borusunu tıkamıştı. Bir zamanlar güçlü sandığı o adam, şimdi yasa dışı yollardan yurt dışına kaçmak zorunda kalan aciz bir figür haline gelmişti. Murat, avukatına anlattı: "Aslında sadece kamera ile takip sistemi kurmuş, keskin nişancı ve adamları konusunda tamamen blöf yapıyormuş. Kenan'dan para almış, intikam ateşiyle Hafsa'ya kötülük yapmak için planlar kurmuş." Duydukları, Murat'ın içini ferahlattı. Hafsa, artık o karanlık gölgeden kurtulabilirdi, derin bir nefes alabilirdi. Tüm bu gelişmeler, Hafsa'nın onun için yaptığı fedakarlığın, ondan vazgeçmeyişinin ne denli doğru bir tercih olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu. Ancak Murat'ın içinde bir ses, "Gerçek şu ki ben onu hak etmiyorum," diye fısıldıyordu. "Ben mücadeleden kaçarken, Hafsa benim adıma da mücadele etmiş, hem de ne mücadele!" Şimdi, hayatındaki en büyük pişmanlık, o zor zamanlarda gitmek olmuştu. Oğluyla geçiremediği bir yılını, Hafsa ile yaşayacağı güzel günleri kaybetmişti. Ama şimdi, her şeyi telafi etmeye kararlıydı. Sessizce Hafsa'nın yanına yaklaştı. Yüzüne düşen bir iki tutam saçı nazikçe parmaklarıyla okşayarak kenara çekti. O an, onun masumiyetine ve kırılganlığına bir kez daha hayran kaldı. Eğildi, alnından hafifçe öperek uyandırdı. "Hadi uyan hafsam," diye fısıldadı kulağına, sesi sevgiyle doluydu. "Sana şahane yemekler yaptım, mutfağın kokusu bile içini açar." Hafsa, yavaşça gözlerini araladı. İlk başta şaşkınlıkla etrafına bakındı, sonra hafifçe doğruldu. "Ben aç değilim Murat!" dedi, sesi hala uykunun ve hüznün tortusunu taşıyordu. "Oğlum nerede? Oğlumu görmek istiyorum!" Murat, onun bu telaşını ve anne yüreğini anlıyordu. "Olmaz, bir şeyler yemeden Umut'un yanına gidemeyiz. Yolumuz uzun ve enerjini toplaman gerek." Hafsa'nın yüzünde aniden bir endişe belirdi. "Murat, korkuyorum. O herif dışarıda, oğluma zarar verebilir." Murat, onun elini nazikçe tuttu. "Hayır, artık korkma güzelim. O herif yurt dışına kaçtı. Her şey blöfmüş, seni zayıf yerinden vurmak istemiş sadece." Hafsa'nın gözlerinde bir anlık şaşkınlık, sonra acı bir ifade belirdi. "Neden ama ben ne yaptım ki ona?" Murat'ın sesi sertleşti. "Kenan'ın köpeğiymiş o it. Ama bundan sonra sana kimse zarar veremez, buna izin vermeyeceğim." Hafsa'nın yüzüne bir pişmanlık gölgesi düştü. "Ben nasıl oyuna geldim? Anlamalıydım. Az daha evlenecektim o pislikle..." Murat, onun elini sıktı. "Tamam, geçti. Düşünme artık. Bundan sonra temiz, boş bir sayfa açı…