60. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Aşka Yorgun: Murat, Hafsa'nın neden kendisinden yardım istediğini anlamaya çalışıyordu. Zihninde yankılanan o sessiz çağrı, ne gibi bir mesaj taşıyordu? Hafsa'nın kendisine Umut'u emanet ettiğini hissediyordu, bu da aralarındaki bağı daha da güçlendiriyordu. Hafsa ile yeniden iletişim kurmanın, onunla konuşmanın bir yolunu bulmalıydı; bu düşünce aklını kurcalıyordu. O sırada, habersizce Doğan, Hafsa'ya bembeyaz, zarif bir gelinlik getirmişti. Onu görür görmez, "Nikah günü bunu giymen gerekiyor," dediğinde Hafsa'nın yüzündeki ifade binbir anlam taşıyordu. İçinden ne kadar istemese de, içinde bulunduğu çaresizlik onu bu teklifi kabul etmeye itti. Gelinliği eline aldığında hissettiği ağırlık, sanki ruhuna da çökmüştü. Murat ise boş durmuyordu. Doğan'ın peşine düşmüş, onunla ilgili her şeyi araştırmaya başlamıştı. Kısa sürede şok edici bir gerçeğe ulaştı: Doğan'ın, yıllardır cezaevinde yatan Kenan ile gizli bağlantıları vardı. Kenan'ın cezaevi kayıtlarını incelediğinde, Doğan'ın onu defalarca ziyaret ettiğini gördü. Bu durum, Murat'ın kafasındaki tüm parçaları birleştirmesine yardımcı oldu. Artık her şeyin planlı bir oyun olduğunu anlıyordu. Umut'u ve ailesini, kimsenin bulamayacağı, kimsenin bilmediği, son derece güvenli bir yere göndermek, alabileceği tek önlemdi. Onların güvende olduğundan emin olmalıydı. Nikah gününe sadece bir gün kalmıştı. Zaman hızla akıp giderken, Hafsa'dan hiçbir bilgi alamayacağını fark eden Murat, dahiyane bir plan yaptı. Sessizce, kimseye fark ettirmeden arabasını Hafsa'nın evinin görüş mesafesine getirip evin çevresini gözetlemeye başladı. Doğan sürekli eve gelip gidiyor, Hafsa ile uzun uzun konuşuyordu. Murat, Doğan'ın evden ayrılışını bir fırsat bilerek harekete geçti. Hızla arabadan inip Hafsa'nın kapısını çaldı. Hafsa kapıyı açar açmaz, yapmak zorunda olduğu şeyi tereddüt etmeden yaptı. Bayıltıcı spreyi sıktı ve Hafsa'yı kucağına aldı. Halasının büyük ihtimalle olayı gördüğünü düşünüyordu, ancak kadın nedense sesini çıkarmamıştı. Murat, Hafsa'yı arabaya nazikçe oturtup emniyet kemerini bağladıktan sonra gaza basıp hızla uzaklaştı. İstikamet, İstanbul'dan olabildiğince uzaktı. Hafsa'yı korumak için her şeyi yapmaya kararlıydı; o, onun kadınıydı ve kimseye yar etmeyecekti. Murat, İstanbul çıkışındaki uzun yolculuğun ardından Bursa yakınlarındaki huzurlu bir bağ evine geldi. Hafsa'yı kucağına alıp içeriye taşırken, bayıltıcı spreyin etkisi azalmaya başlamış, Hafsa yavaş yavaş kendine geliyordu. Gözlerini araladığında, ilk tepkisi öfke oldu. "Bırak beni, pislik herif! Asla senin olmayacağım!" diye bağırdı. Yere indiğinde karşısında Murat'ı görmesiyle büyük bir şok yaşadı. "Hafsa, sakin ol, bir şey yok!" diyen Murat'ın sözleri, Hafsa'nın öfkesini dindirmedi. "Sen ne yaptığını sanıyorsun? Beni bayıltmak da ne demek, Murat?! Neden kaçırdın beni?" diye sordu, sesi titriyordu. Murat, sakin bir tavırla, "Her şeyi biliyorum Hafsa. Seni korumak için buradayım," dedi. Hafsa'nın gözlerinde bir an için umut ışığı belirse de, Umut'u hatırlamasıyla yerini yeniden endişeye bıraktı. "Oğlum nerede? Beni geri götür! Hiçbir şey bilmiyordum, o herifin ne kadar kötü olduğunu bilsen asla..." Murat, Hafsa'nın sözünü kesti: "Ben seni anladım Hafsa. Korkma, o herif sana bir şey yapamaz!" Ancak Hafsa'nın endişesi Murat'tan çok, Umut ve kendisi içindi. "Bana değil Murat, sana ve oğluma zarar vereceğini söyledi. Seni takip eden kameralar var, her an ensende olduğunu söyledi. Ne yaptın sen Murat, ya takip ediyorlarsa? Seni öldürecekler! Beni bırak da gideyim, ne olur?" dedi, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Murat, Hafsa'nın yüzünü avuçlarının arasına alarak, "Demek seni bizimle tehdit etti. Korkma güzelim, geçti. O herif bize bir şey yapamaz, beni takip de ettiremez," dedi. Hafsa, derin bir nefes aldı. Sanki diken üstünde yaşıyormuş gibiydi, her an bir tehlikenin ortaya çıkmasından korkuyordu. Ancak Murat'ın sözleri ve kollarına sarmasıyla birlikte, içinde minicik de olsa bir huzur buldu. Murat, Hafsa'yı teselli etmek için…