59. Bölüm
Yazar: Hanife

Çaresizlik ve Umut: Murat’ın gidişiyle ardında sadece ben kalmıştım, adeta bir enkaz yığını gibi. Ona karşı duyduğum tarifsiz öfke, beni çaresizliğin derinliklerine sürüklemişti. O anın acısıyla ne yapacağımı bilemez haldeydim. Şimdi ise durum tam tersine dönmüş, sevdiğim adamı, Umut'umun babasını koruyabilmek adına dört bir yandan çırpınıyordum. Doğan, yüzümdeki bu bitkin ifadeyi ve yorgun halimi fark etmiş gibi hastaneye gitmemi teklif ettiğinde, içimdeki gurur ve dirençle onu geri çevirdim. Kabul etmedim, sadece beni eve bırakmasını rica ettim. Tek isteğim, sevgili Umut'uma sarılarak onun küçücük bedeninde teselli bulmaktı. Hayatın acımasız oyunları içinde, adeta köşeye sıkışmış, bir yangından mal kaçırır gibi iki gün sonrasına nikah günü almıştım. Bu aceleci karar, içimde fırtınalar koparırken, o adama ‘evet’ demek, belki de hayatımda yaptığım en büyük hata olacaktı. Gönlüm, kalbim ve mantığım, Murat’tan başka doğru bir insan olmadığını haykırıyordu. Kabul etmek zor olsa da, onun sinirlerini kontrol etmekte zorlandığını bilsem de, dürüstlüğüne ve içtenliğine hep inandım. Bu his, içimde bir yerlerde güçlü bir şekilde duruyordu. Murat: Yaşadığımız onca şeyi, kurduğumuz hayalleri, paylaştığımız anıları bir kalemde silip atmış gibiydi. Gözlerini kaçırarak, belki de gözlerimin içine bile bakmaya cesaret edemeden o adama 'evet' dedi. Benim onu ne kadar çok sevdiğimi, ona ne kadar değer verdiğimi bile bile… Bu durum, içimi kor gibi yakıyordu. Profesörün o gün neden öyle garip şeyler söylediği, Hafsa’nın benim tedavimle ne gibi bir ilgisinin olabileceği kafamı kurcalayıp duruyordu. Bu gizemi mutlaka çözmeliydim. Onu son gördüğümde neden öyle solgun, öyle hasta duruyordu? Gözaltları çökmüş, yanakları bembeyazdı. Hatta burnu kanıyordu. Anlamlandıramadığım, içimi kemiren birçok şey vardı. O adamla evlenecek olsa da, Hafsa’nın içinde bana karşı hala bitmemiş, derin bir şeyler barındırdığına emindim. O adam gelmeden hemen önce elimi sımsıkı tutmuştu, sanki "beni bırakma" der gibiydi. Ama o adamın belirmesiyle birlikte, elini aniden çekmişti. Bu adam Hafsa’ya bir şeyler mi yapıyordu? Bu şüphe, içimi kemiriyordu. Bunu öğrenmek, gerçeği ortaya çıkarmak için mutlaka onun yanına gitmeliydim! Akşam olmuş, hava çoktan kararmıştı. Murat, tüm bu düşüncelerle birlikte Hafsa’nın evine gelmişti. Kapıyı çaldığında, Hafsa’nın yorgun yüzü belirdi. "Murat?" Hafsa’nın sesi, şaşkınlık ve yorgunluk doluydu. "Ben Umut’u özledim de… İçeri girebilir miyim?" Murat’ın sesi, hafif bir endişe taşıyordu. "Tabii, uyuyor ama görebilirsin. Uyandırmamak şartıyla." Hafsa, kapıyı aralayarak kenara çekildi. Murat içeri girdi ve küçük adımlarla Umut’un odasına yöneldi. Minik Umut, yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Murat, oğlunun minicik elini nazikçe tuttu, kokusunu içine çekti ve usulca öptü. Ardından, Umut’u uyandırmamaya özen göstererek odadan çıktı. Hafsa’nın halası da odasındaydı. Murat, salona geçti ve Hafsa ile birlikte oturdular. "Bir şeyler içer misin?" Hafsa, misafirperver bir şekilde sordu. "Hayır, teşekkür ederim. Seninle konuşabilir miyiz?" Murat, doğrudan konuya girmek istiyordu. "Ne hakkında?" Hafsa’nın sesi, savunmacı bir ton taşıyordu. Tam o sırada Hafsa’nın telefonuna Doğan’dan bir mesaj geldi. Mesajda adeta bir tehdit vardı: "Biliyorsun her şeyden haberim var. Hiçbir şeyi açığa vurmadan Murat'a cevap ver." Hafsa, gelen mesajla bir an donup kalmış, yüzündeki ifade değişmişti. "Önemli bir mesaj herhalde, donup kaldın?" Murat, Hafsa’nın değişen yüz ifadesini fark etmişti. "Yok, hayır. Öğrencilerle alakalı bir mesele, önemli değil." Hafsa, durumu geçiştirmeye çalıştı. "Hafsa, bak halin hiç iç açıcı gelmiyor. Sevgilin yeterince seninle ilgilenmiyor galiba?" Murat, Hafsa’nın yüzündeki yorgunluğu ve endişeyi görmezden gelemiyordu. "Buraya beni sorgulamak için mi geldin Murat?" Hafsa, bu ithamlara dayanamayarak sesini yükseltti. "Hayır! Üniversitede profesör neden öyle söyledi?" Murat, asıl merak ettiği konuyu dile getirdi. "Bak, ben de o üniversitede çalışıyo…