57. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri



Mantık Uğruna Karar: Doğan, kalabalık bir kutlamanın ortasında, gözlerini Hafsa'ya kenetleyerek diz çöktüğünde ve cebinden çıkardığı kadife kutudan pırıl pırıl bir yüzük uzatırken, Murat'ın nefesi kesildi. Ciğerlerine dolan her hava zerresi, boğazında bir yumruya dönüşerek onu boğuyordu. Bir yıldır, parçalanmış ailesini yeniden bir araya getirebilmek, oğlu Umut'a eksiksiz bir yuva sunabilmek için var gücüyle çabalıyordu. Ancak bu süreçte, kalbinin bir köşesinde sürekli büyüyen bir korku da vardı: Hafsa'yı bir başkasının kollarında görmek, onun başkasıyla yeni bir hayata yelken açtığına tanık olmak... "Beni bekleme," demişti Hafsa'ya, sanki bir yıl öncesinden gelen bir fısıltı gibi kulaklarında yankılanıyordu bu cümle. Bu sözler, içini yakıp kavuran bir ateşe dönüşmüştü çünkü o dönemde, felçli haliyle Hafsa'ya sağlam bir gelecek sunamayacağını, ona umut vaat edemeyeceğini düşünüyordu. Şimdi ise derin bir pişmanlık kasırgasıyla savruluyordu. Eğer Hafsa, Doğan'ın evlilik teklifini kabul ederse, Murat'ın tüm dünyası paramparça olacak, tıpkı çocukluğunda yanan o ev gibi, hayalleri küle dönecekti. Bu sahne, onun için geçmişin acı hatıralarını yeniden canlandıran, dayanılmaz bir azaptı. Hafsa, Doğan'ın elindeki yüzükle cevap beklerken, içten içe Murat'ın ona dönüp, "Yapma," demesini arzuluyordu. Kalbinin derinliklerinde bir yerlerde, eğer Murat bu sözü söylese, tüm mantığını bir kenara bırakıp ona doğru koşacağını biliyordu. Ama Murat sadece susuyordu, adeta karşısında donup kalmış gibi, Hafsa'dan gelecek cevabı bekliyordu. "Hayır" dersem, belki o zaman elimi tutar mıydı? Yeterince kırılmış, yeterince canı yanmıştı. Murat'a olan güveni, cam kırıkları gibi etrafa saçılmıştı. Tekrar bir zorluk çıktığında, onu yine yüzüstü bırakıp bırakmayacağını bilmiyordu. Bu belirsizlik, onu derinden sarsıyordu. Bu yüzden, belki de mantığıyla mutlu olurum düşüncesiyle kendini kandırmaya çalışıyordu. Kalbi acıyla kıvranırken, aklı bir çıkış yolu arıyordu. Amine, dostu Hafsa'ya buruk bir ifadeyle bakıyordu. Murat'la Hafsa'nın tekrar bir araya gelmesini canından çok istiyordu. Kafasını iki yana sallayarak, Hafsa'ya "Hayır" demesi için sessizce işaret ediyordu, adeta gözleriyle yalvarıyordu. Murat, Hafsa'nın canını çok yakmıştı ve şimdi yine aynı şeyi yapıyordu, sessizliğiyle ona acı veriyordu. Hafsa, tam da bu yüzden Murat'ın canını acıtmak istiyordu. Bu içsel karmaşa içinde, Doğan'a doğru döndü, gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp kararlı bir ses tonuyla, "Evet," dedi. "Seninle evlenirim." Doğan'ın yüzünde anlık bir şaşkınlık ve ardından mutluluk belirdi. Yüzüğü Hafsa'nın parmağına taktı ve beklemediği bir anda, dudaklarının kenarından hafifçe öptü. Bu hareket, tüm salonu şaşkınlığa boğarken, Murat'ın elindeki kadeh adeta çatlayarak yere düştü ve paramparça oldu. Eli kanıyordu ama asıl kanayan Hafsa'nın sözleriyle paramparça olan yüreğiydi. Doğan'ın bu düşüncesiz hareketi, ortamdaki gerginliği daha da artırmıştı. Ne de olsa Murat, Hafsa'nın eski kocasıydı ve bu teklif, onun gözleri önünde gerçekleşmişti. Doğan'ın öpücüğüyle Hafsa, içinde anlık bir pişmanlık hissiyle sarsıldı. Herkes onu tebrik ederken, Amine, hızla Murat'ın yanına giderek kanayan elini sarmaya çalıştı. Murat ise tüm bu yaşananlara rağmen gözlerini Hafsa'dan ayırmıyordu. Gözlerinde yanan öfke ateşinin ne boyutta olduğunu düşünmek bile istemiyordu Hafsa; bu düşünce bile onu ürkütüyordu. Doğan, mutluluktan adeta havalara uçuyordu ama Hafsa nefes almakta zorlanıyordu. Sanki boğazında görünmez bir yumru vardı, onu boğuyordu. Tuvalete gitme bahanesiyle kalabalıktan sıyrılıp, kendini dışarı attı. Beşiktaş'ın Arnavut kaldırımlı sokaklarında, topuklu ayakkabıları ayaklarını acıtsa da, kalbinin acısını bastırmaya yetmiyordu. Gece elbisesinin etekleri yerlerde sürünerek, koşa koşa sahile varmıştı. Hava, hüzünlü bir tınıyla yine yağmur yüklüydü, sanki gökyüzü de onunla birlikte ağlıyordu. Saçındaki topuz dağılmış, telleri yağmurla ıslanmıştı. Bir banka oturarak soluklanmaya çalışırken, Murat'ı…