Kalpten Kalbe Yol💞

55. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Kalpten Kalbe Yol💞 - 55. Bölüm bölüm görseli 1
Kalpten Kalbe Yol💞 - 55. Bölüm bölüm görseli 1
Kalpten Kalbe Yol💞 - 55. Bölüm bölüm görseli 2
Kalpten Kalbe Yol💞 - 55. Bölüm bölüm görseli 2

Hazırlık: Bir Zırh Olarak "Koyu Kırmızı" Ertesi akşam Hafsa, aynadaki yansımasına dalgın gözlerle bakarken, üzerinde taşıdığı koyu kırmızı, saten elbisenin sadece bir giysi olmadığını derinden hissediyordu. Bu elbise, kazadan kısa bir süre önce Murat'ın kendisine hediye ettiği, üzerinde detaylı işlemeler bulunan o göz alıcı kırmızı elbiseye şaşırtıcı derecede benziyordu. Bu tesadüf müydü, yoksa kaderin ironik bir oyunu mu, Hafsa henüz emin değildi. "Koyu Kırmızı" adı verilen bu ağır saten elbise, duruşuyla asil bir hava estirse de, aynı zamanda dokunuşuyla hissettirdiği o soğukluk, Hafsa'nın iç dünyasının bir yansıması gibiydi. Elbise, adeta ruhunun dışa vurumuydu; güçlü, mağrur ama bir o kadar da içinde fırtınalar kopan bir kadının sessiz çığlığıydı. Saçlarını özenle, hiçbir telinin dışarı taşmasına izin vermeden sıkı bir topuz yapmıştı. Bu topuz, onun o geceki duruşunu, kararlılığını simgeliyordu. Yüzüne uyguladığı profesyonel makyaj ise sadece kusurları örtmekle kalmıyor, aynı zamanda o son bir yılın getirdiği tüm yorgunluğu, kederi ve yaşanmışlıkların izlerini başarıyla gizliyordu. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, uzun uykusuz gecelerin ve içsel savaşların sessiz şahitleriydi, ancak makyajın sihirli dokunuşuyla onlar da gözlerden uzak tutulmuştu. Tam o sırada kapının hafifçe tıklanmasıyla Hafsa'nın derin düşünceleri bölündü. Kapıyı açtığında, karşısında elinde zarif bir buket çiçekle Doğan'ı buldu. Buketteki taze çiçeklerin hafif kokusu o an için gergin havayı bir nebze olsun yumuşatır gibiydi. Ancak Doğan'ın cebindeki kadife kutunun ağırlığı, sadece kendi cebinde değil, aynı zamanda ikisinin arasındaki sessiz ve gergin havada da hissediliyordu. Bu kutu, tüm geceye damga vuracak önemli bir sırrı barındırıyordu. Doğan'ın bakışları Hafsa'nın üzerinde gezinirken, onun içindeki endişe ve umut karışımı duygular yüzüne yansıyordu. Hafsa, derin bir nefes alarak son hazırlığını tamamladı. Hafsa: "Hazırım Doğan. Ama unutma, bu gece sadece Murat'a 'biz yıkılmadık, bizi yıkamadın' demek için oradayız. Bu bir intikam değil, bir duruş gecesi." Hafsa'nın sesi kararlıydı, sanki kendi kendine de bu gerçeği hatırlatmak ister gibiydi. Doğan: (Hafifçe huzursuzca kıpırdanarak) "Umarım bu kararına pişman olmayız Hafsa. O adamın gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar derin bir nefret gördüm. Sanki her an bir şeyler yapmaya hazır gibiydi." Doğan'ın endişesi Hafsa'ya yansımıştı, ancak geri dönmek artık söz konusu değildi. Zamanın Durduğu An: Çırağan Sarayı'nın o görkemli, tarihi dokulu mermer merdivenlerinden ağır adımlarla aşağıya doğru indiklerinde, salonu dolduran kalabalığın tüm gözleri aniden onlara çevrildi. Herkesin fısıltıları durmuş, tüm bakışlar Hafsa ve Doğan'ın üzerindeydi. Hafsa, Doğan’ın güçlü koluna girmiş, başını ise gururla dik tutuyordu; adeta geçmişin gölgelerinden sıyrılmış, yeniden doğmuş bir kraliçe edasıyla. Her adımında, yılların verdiği tecrübe ve gücü sergileyen bir özgüven vardı. O an, zaman adeta durmuş gibiydi. Tam o sırada, salonun diğer ucunda, loş ışıkların aydınlattığı köşede, elinde kristal bir viski kadehiyle ayakta duran Murat'ı fark etti. Murat, dimdik bir duruşa sahipti; üzerinde özel dikim, kusursuz bir smokin vardı ve yüzünde o meşhur, insanı küçümseyen, alaycı gülümsemesi... Bu gülümseme Hafsa'nın en iyi bildiği ve en çok nefret ettiği ifadelerden biriydi. Murat'ın yanında ise, Hafsa'yı özellikle sinir etmek ve ona meydan okumak için özenle seçildiği belli olan, gösterişli ve sarışın bir kadın vardı. Kadın, Murat'ın koluna girmiş, gülücükler saçarak adeta bir manken edasıyla duruyordu. Murat, Hafsa ve Doğan'ın kendilerine doğru yaklaştığını görünce, yanındaki kadının ince belini hafifçe ve sahiplenir bir edayla kavrayarak onlara doğru yürümeye başladı. Her adımında, Hafsa'nın kalbi göğüs kafesini zorluyor, adeta dışarı fırlayacak gibi atıyordu. İçinde yükselen o tanıdık öfke, damarlarında gezinen kanı kaynatıyordu. Murat: (Alaycı bir tonla, gözlerinde biriken neşe kırıntılarıyla) "Hoş geldin Hafsa…

Bölümün tamamını WritePad'de oku