Kalpten Kalbe Yol💞

54. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Kalpten Kalbe Yol💞 - 54. Bölüm bölüm görseli 1
Kalpten Kalbe Yol💞 - 54. Bölüm bölüm görseli 1
Kalpten Kalbe Yol💞 - 54. Bölüm bölüm görseli 2
Kalpten Kalbe Yol💞 - 54. Bölüm bölüm görseli 2

Sarsılan Temeller: Doğan’ın arabasından indiğimde dizlerim titriyordu. Halam, Umut’un elinden tutup çoktan merdivenleri tırmanmıştı. Arkamızda bıraktığımız o öfkeli adamın, Murat’ın gölgesi üzerimize çökmüştü sanki. "Doğan bak," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Az önce elini tutmam tamamen sinirdendi. Lütfen buna bir anlam yükleme. Sen benim en yakın..." Sözümü kesti. Gözlerinde daha önce görmediğim bir kararlılık vardı. "Hafsa, biliyorsun ama görmezden geliyorsun. Seni bırakmak istemiyorum, anla artık!" dedi ve ben daha ne olduğunu anlamadan bana sımsıkı sarıldı. O an duraksadım. Kollarının güvenliğine rağmen kalbim başka bir yerdeki fırtınanın esiriydi. O Sırada Karanlıkta: Murat, direksiyonu sıkan bembeyaz parmaklarıyla onları izliyordu. Hafsa’nın şaşkınlığını gördüğünde, onun hâlâ kendisine hayran kalacağını sanmıştı. Oysa şimdi gördüğü manzara, zihnindeki tüm o 'muhteşem dönüş' senaryosunu yakıp yıkıyordu. Kalbi, gördüğü her saniyede biraz daha tekliyordu.  Murat’ın motor sesi uzaklaştığında Doğan’ı göğsünden ittirdim. "Doğan sakın! Bir daha bunu yapma. Teklifini... teklifini düşüneceğim. Kapının Ardındaki Sessiz Çığlık: Doğan’ın yanından adeta kaçarcasına eve girdim. Adımlarım beni doğrudan odama sürükledi. Kapıyı kapatır kapatmaz, sanki tüm dünya üzerime yıkılacakmış gibi sırtımı ahşap yüzeye yasladım. Dizlerimin bağı çözüldü, yavaşça yere, soğuk zemine çöktüm. Gözyaşlarımı artık tutamıyordum. Bir yanda bir yıldır gölgem gibi peşimde koşan, her yaramı sarmaya çalışan Doğan; diğer yanda bir fırtına gibi hayatıma yeniden dalan Murat... Dünyam bir kez daha altüst olmuştu. Kalbim, fiziksel bir darbe almış gibi ağrıyordu. Kendi kendime kızıyordum, kendimden nefret ediyordum; çünkü Allah kahretsin ki Murat’ı çok özlemiştim. Az önce o sert bakışlarının karşısında dikilirken, ona sarılmamak için kendimi ne kadar zor tuttuğumu bir ben biliyordum. Yine her zamanki gibi sertti, yine o bencil duvarlarını örmüştü. "Neden?" diye fısıldadım karanlığa. Bir yıl sonra gelip bana neyin açıklamasını yapacaktı? En zor zamanında, ona en muhtaç olduğum anlarda beni hiçe saymış, yanında olmama bile izin vermemişti. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi dik karşımda duruyordu. Peki ya Doğan? Bir yıldır kahrımı çeken, her düştüğümde elimi tutan o adam... Şimdi benden bir ömür istiyordu. Ama ben artık çok yoruldum. Kalbim bu kadar ağır bir yükü daha fazla taşıyamıyordu. Hayatımda artık kimseyi, hiçbir fırtınayı istemiyordum. Sadece durmak, sadece nefes almak istiyordum ama kader beni yine onunla sınıyordu. Ertesi sabah, üzerimde lacivert etekli takım elbisemle erkenden evden çıktım. Kazadan sonra direksiyon başına geçmek benim için imkansızdı; korku ruhuma işlemişti. Kuzguncuk’tan Sarıyer’e, metrobüs ve otobüs kalabalığında kayboldum. Zihnim ise darmadağındı: Bir yanda bir yıldır her anımda yanımda olan Doğan, diğer yanda beni en zor zamanımda hiçe sayıp giden ama kokusunu hâlâ özlediğim o bencil adam... İTÜ’den çıktığımda yağmur çiselemeye başlamıştı. Ve oradaydı. Durakta, tam karşımda. "Beni tekerlekli sandalyeye mahkûm bıraktığın o adam sanıyorsan yanılıyorsun Hafsa," dedi Murat. Sesi, yağmurun sesini bastıracak kadar keskindi. "Bak, dimdik ayaktayım. Kendi mucizemi kendim yarattım ve geri döndüm." Çantamın sapını parmaklarım morarana kadar sıktım. "Yürüyor olmana sevindim Murat," dedim buz gibi bir sesle. "Ama o mucize dediğin şeyin bedelini kimin ödediğinden haberin bile yok. Sen sadece bacaklarını iyileştirmişsin, ruhun hâlâ o bencil karanlıkta felçli kalmış." Alaycı bir gülüşle yaklaştı. "Bedel mi? Tek bedel benim sensiz verdiğim savaş! Ama görüyorum ki sen yerimi dolduracak bir 'yedek' bulmakta gecikmemişsin." Elim havaya kalktı, tam yüzüne inecekken bileğimi bir pençe gibi yakaladı. Gözlerindeki ateş beni yakacak gibiydi. "Sakın bu hakkı kendinde görme Hafsa! Sana bir kere izin verdim, bir daha olmayacak..." Eve döndüğümde masanın üzerindeki o gösterişli zarfı gördüm. Murat Soykan’ın dönüş şerefine Çırağan Sarayı’nda büyük bir davet...…

Bölümün tamamını WritePad'de oku