Kalpten Kalbe Yol💞

49. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Murat'ın Değişimi Ve Öfkesi: Hayatın beni soktuğu bu sınavın soruları giderek ağırlaşıyordu. Tam "aile olduk" dediğim noktada, sevdiğim adamın eriyip gidişini izlemek zorunda kalmıştım. Murat’ın başucunda beklerken, derman olamadığım her saniye ruhumdan bir parça kopuyordu. Bir hafta süren hastane nöbetinin ardından bugün taburcu olacaktı. Ancak karşımda duran adam, benim tanıdığım Murat değildi. Ne uzattığım yemeğe elini sürdü ne de yüzüme baktı. Sadece bana değil, tüm dünyaya karşı örmüştü o duvarları. Umudunu bir kenara bırakmış, acısını sessiz bir öfkeyle içine gömmüştü. Ona bir bebeğimiz olduğunu hala söyleyememiştik; belki bir evladı olduğunu bilse hayata tutunur, çaba gösterirdi diye umuyordum. Ama o gülüşü yüzüne nasıl geri getireceğimi bilmiyordum. Çıkış işlemleri bittiğinde Adem Enişte’nin getirdiği tekerlekli sandalye, Murat için bir araç değil, bir hakaret gibiydi. O sandalyeye bakarken gözlerinde gördüğüm o yıkım beni bitirdi. Bilseydi keşke; yalnız olmadığını, onu her haliyle, her yarasıyla sevdiğimizi... Siyah minibüse binene kadar tek bir kelime etmedi. Yol boyunca camdan dışarıyı, belki de akıp giden eski hayatını izledi. Eve vardığımızda bizi kapıda bir mucize gibi karşılayan o muhteşem sofra bile buz gibi havayı dağıtmaya yetmedi. Anneannem ve dedem, yüreklerindeki yangını saklayıp hiçbir şey olmamış gibi gülümsediler ona. Ama bu sahte neşe, Murat’ın içindeki fırtınayı tetikledi. Tekerlekli sandalyeye mahkumiyetinin öfkesi bir anda patladı. Masaya yanaştığı gibi örtüyü bir hışımla çekti. Tabaklar, bardaklar, emekle hazırlanan her şey büyük bir gürültüyle yere boca oldu. Sessizliğini, kulakları tırmalayan o buz gibi sesiyle bozdu: "Böyle hiçbir şey olmamış gibi yaparak durumumun değiştiğini mi sanıyorsunuz? Kimse bana acımasın! Kimse beni mutlu etmeye çalışmasın! Beni yalnız bırakın yeter!" Murat’ın o heybetli ve öfkeli sesi, evin içinde yankılanırken yukarıdaki odadan tiz, şiddetli bir bebek ağlaması yükseldi. Murat bir an duraksadı. Gözlerinde ilk kez boşluktan başka bir ifade belirdi: Merak. Kimseye bakmadan asansöre yöneldi ve üst kata çıktı. Odaya girdiğinde beşiğin içinde ağlayan o minik mucizeyle karşılaştı. Sandalyesini beşiğe yaklaştırdı. Titreyen elleriyle bebeği kucağına aldı ve kokusunu içine çekti. Bebek, sanki babasının o sert ama güven veren kokusunu tanımış gibi bir anda sustu. Murat fısıldadı: "Uyuyordum ama seni hissettim ufaklık. Şimdi sen benim oğlum musun?" Ardından odaya girdiğimde bakışlarındaki o yumuşaklık anında kayboldu. Bebeği alelacele beşiğine bıraktı. "Sonunda Umut'la tanıştınız demek?" dedim titreyen bir sesle. "Adı Umut mu?" diye sordu, sesi hala soğuktu. "Evet.""Benim oğlum mu?" "O nasıl soru Murat? Tabii ki bizim oğlumuz.""Ben komadayken bu nasıl oldu?" "Sen komaya girmeden önce olduğu için olabilir mi?" dedim, şaşkınlıkla.Murat’ın bakışları bir anda gaddarlaştı. "Doğurmak zorunda değildin," dedi buz gibi bir sesle. "Tek başına zor olmuş olmalı."İnanamıyordum. "Sen ne diyorsun Murat! Hastanede kafana saksı falan mı düştü?" "Kes Hafsa!" diye kükredi. "Oğlum olmuş olabilir ama bu bizi birbirimize bağlamaz! Çocuk yapmak aklımda yoktu, kaza olmuş olmalı." Dünya başıma yıkılıyordu. "Murat bu sen değilsin! Bacaklarınla birlikte aklını da mı kaybettin?" Murat, yüzüne iğrenç bir gülümseme yerleştirdi. "Hadi söyle, beni bu halde görmek sana zevk veriyor değil mi? Bak Hafsa, ben Murat Soykan’ım. Her şeyi ve herkesi elde ederim. Seni de elde ettim, her şey yatağıma girene kadardı. Bu kaza hesapta yoktu. Her şey yine bir oyundu; Kenan’la aranda ne geçerse geçsin umurumda değildi, tek amacım sendin!" "Yalan söylüyorsun," dedim hıçkırıklarımın arasından. "Beni kendinden uzaklaştırmak için yapıyorsun." "Kabul et Hafsa, seni parmağımda oynattım. Bana yenildin. Buse’nin söyledikleri doğruydu; seni o otel odasına ben götürdüm. O kadar safsın ki her şeyi yedin..." Söylediği her kelime ruhuma batırılan bir hançer gibiydi. Bir yanım "yalan söylüyor" diye bağırırken, diğer yanım gerçekliğin soğu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku