Kalpten Kalbe Yol💞

48. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Mucizenin Gölgesinde: Tam bir yıl... Dile kolay, takvimlerden dökülen her yaprak kalbimden kopan bir parçaydı. Murat, derin bir uykunun kucağında, dünyanın gürültüsünden uzak öylece yatıyordu. Ama ruhlarımız arasındaki o görünmez köprü hiç yıkılmadı. O uyurken bana en büyük mirasını, "Umudumu" bırakmıştı. Karnımda büyüyüp şimdi üç aylık olan oğlumuz Umut, babasının yokluğunda tutunduğum tek daldı. Halamlarla olan o eski, yıpratıcı küslükleri bir kenara itmiştim. Ettikleri onca haksızlığa rağmen affetmeyi seçtim; çünkü nefret, Murat’ı beklerken taşıyamayacağım kadar ağır bir yüktü. Bir de hayalim vardı: Kız Kulesi Kimsesiz Çocuk Yuvası. Kimsesiz çocuklara yuva oldum ki, Murat uyanınca benimle gurur duysun. Evdeki odasına hiç dokunmamıştım. Her köşede onun kokusu, her eşyada onun izi... Her gece, üstünden çıkardığı o son pijama takımına sarılıp uyuyordum. Hatta oğlumuz babasının kokusunu tanısın, o güveni hissetsin diye pijamasını bazen onun beşiğine bırakıyordum. Çevremdeki herkes, hatta en yakınım Amine bile "Vazgeç artık Hafsa," diyordu. Ama ben vazgeçmedim. Murat nefes aldığı sürece, benim için veda diye bir şey yoktu. O gün Umut kucağımdayken, ona babasıyla geçirdiğimiz o tek ama ömre bedel güzel günü anlatıyordum. Kazadan önceki o huzurlu anı... Sonra Umut’u halasına ve babaannesine emanet edip hastaneye, "evime" doğru yola çıktım. Odaya girdiğimde Murat her zamanki gibiydi. Nabzı ritmik ama ruhu uzak... Yanına çöküp elini tuttum. Gözyaşlarım benden izinsiz yanaklarına damlıyordu ."Lütfen uyan Murat," diye hıçkırdım. "Sensiz nefesim tükeniyor, beni yarım bırakma. Bak oğlumuz seni bekliyor..." O an, bir mucize gerçekleşti. Murat’ın parmağı hafifçe seğirdi. Kalp monitörü aniden hızlanıp odayı tiz bir sesle doldurduğunda kalbim duracak gibi oldu. Panikten butona basmayı bile akıl edemeden koridora fırlayıp doktoru çağırdım. Müdahale sırasında dışarıda beklerken dizlerimin bağı çözülmüştü. İçerideki sessizlik uzadıkça korkum büyüdü. Daha fazla dayanamayıp odaya daldım. Ve işte oradaydı... Murat’ın gözleri açıktı. Dünyanın en güzel manzarasına bakıyormuşum gibi eline kapandım, hıçkıra hıçkıra öptüm ellerini. Dualarım kabul olmuş, çölleşen kalbim yeniden yeşermişti. Murat, güçlükle gülümsedi. "Ne oldu bana?" diye fısıldadı sesi paslanmış bir kapı menteşesi gibi çıkarak. Doktor nazikçe araya girdi: "Bir seneden fazladır uyuyorsunuz Murat Bey. Çok şükür ki uyandınız." Murat şaşkındı. "O kadar zaman... Hiçbir şey hatırlamıyorum. En son arabadaydım." Doktor muayeneye başladı. Sıra bacaklarına geldiğinde elindeki iğneyi batırdı ama Murat’ta tık yoktu. Murat’ın bakışlarındaki o boşluk, yerini yavaş yavaş bir dehşete bıraktı. Kaza, onun sadece bir yılını değil, bacaklarının ferini de alıp götürmüştü. "Doktor bir şey söyle! Düzelecek de!" diye bağırdım. Doktorun sesi ağırdı: "Murat Bey, fizik tedaviyle deneyeceğiz ancak şu an için belden aşağısı felç görünüyor." Murat’ın yüzü bir anda kaskatı kesildi. Gözlerinde o tanıdığım uysal adam gitti, yerine yaralı bir aslan geldi. "Ne demek fizik tedavi? Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Ben böyle yaşayamam! Ya beni iyileştir ya da beni buraya göm!" "Murat, sakin ol sevgilim..." diye atıldım ama beni duymuyordu bile. "Ben eşimi daha yeni buldum! Onu bu halimle nasıl koruyacağım ben? Ona yük mü olacağım? Hayır! Kabul etmiyorum!" Murat, o anki öfke ve çaresizlikle yatağın üzerindeki her şeyi bir kenara fırlattı. Kendini yataktan aşağı, yere doğru sürükleyerek attı. Gözlerindeki o yıkılmışlık, omuzlarındaki o ağır yük kalbimi paramparça ediyordu. Mucizemiz, en büyük sınavına dönüşmüştü.

Bölümün tamamını WritePad'de oku