46. Bölüm
Yazar: Hanife

Korkutan Kaza: İkimiz de, içimizi ısıtan güneşin odamıza süzüldüğü pırıl pırıl bir sabah, özenle hazırlanmış enfes bir kahvaltıyla güne başladık. Masadaki taze demlenmiş çayın kokusuyla, kızarmış ekmeğin çıtırtısı birbirine karışıyordu. Murat, yüzünde yaramaz bir gülümsemeyle bana bakarak, "Evimize gidince tekrar seni o mor gecelikle görmek istiyorum Hafsam, biliyorsun ki sana ne kadar yakıştığını bir kez daha hatırlatmak isterim," dedi. Sesindeki muzip ton, kalbimi tatlı bir heyecanla doldurmuştu. Murat'ın bu sözleri üzerine, yanaklarımın hafifçe kızardığını hissettim. İçten bir gülümsemeyle, "Ya Murat, utandırma beni şimdi böyle, herkesin içinde olmaz," diye karşılık verdim. Aslında hoşuma gitmişti bu iltifatlar ama yine de nazlanmadan edemedim. Murat, elini uzatıp yanağımı okşayarak, gözlerimin içine derin derin baktı ve içtenlikle fısıldadı: "Seni seviyorum Karım... Tüm kalbimle ve varlığımla." Bu sözler, sanki bir sihir gibiydi; içimde kelebekler uçuşmaya başlamıştı. Ben de onun elini avuçlarımın arasına aldım ve "Aşk insanı değiştirir derlerdi de inanmazdım," dedim. "Sen beni o kadar güzel değiştirdin ki, sanki yeniden doğdum. Sen çok güzel değiştin Kocacım..". "Hem de en güzel halime dönüştürdün beni." Aramızdaki bu özel an, sanki zamanı durdurmuştu. Murat, gözlerindeki aşk pırıltısıyla bana bakarak, "O zaman biz bütün gün yataktan çıkmasak mı bugün? Böylece kimse bizi rahatsız edemez ve sadece birbirimize odaklanabiliriz," diye fısıldadı. Bu teklif, kulağa o kadar cazip geliyordu ki... Onun bu davetkar tavrına karşılık, içimdeki mutlulukla karışık bir haylazlıkla "Murat..." diye mırıldandım. Sanki bir şeyi onaylar gibiydi bu tek heceli kelime. Murat, beni kendisine doğru çekip sıkıca sarıldı ve kulağıma, "Ne yapayım, doyamıyorum sana," dedi. Bu sözler, kalbimi ısıtmaya yetmişti. Ben de kollarımı onun boynuna dolayarak, "Ben de sana doyamıyorum Sevgilim... Her saniye daha çok bağlanıyorum sana," diye karşılık verdim. O an, sanki dünyada sadece ikimiz varmışız gibi hissettim. İkimiz de bu tatlı konuşmamızın ardından, masadaki kahvaltımızı bitirdik ve odamıza geçip üstümüzü değiştirdik. Oteldeki havuza gitmek için neşeli planlar yaparken, Murat'ın telefonu aniden çalmaya başladı. Telefonun ekranında beliren isimle birlikte Murat'ın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu. Telefonu açar açmaz, ses tonu gerginleşti: "Nasıl yani, şirketin hisseleri gitmiş? Benim haberim olmadan bu nasıl olur avukat! Bu asla kabul edilemez bir durum!" Sesindeki öfke ve şaşkınlık, odadaki neşeli havayı anında dağıtmıştı. Hattın diğer ucundaki avukatın sesi, telefondan boğuk boğuk duyuluyordu. "Efendim, üzülerek belirtmeliyim ki, birileri şirket üzerinden büyük miktarda kara para aklamış. Daha da kötüsü, bu işlemler sırasında sizin imzanız kullanılmış gibi görünüyor. Belgeler üzerinde incelemelerimiz devam ediyor." Murat'ın yüzü bembeyaz kesildi. Yumruğunu sıkarken, "Hemen geliyorum avukat! Neler olup bittiğini bizzat anlayacağım! Bu işin peşini asla bırakmayacağım!" dedi. Telefonu kapattığında, adeta nefes almıyordu. Avukat ise, "Peki efendim, sizi burada bekliyor olacağım. Lütfen dikkatli gelin," diye ekledi. Murat'ın telaşı ve öfkesi, gözlerinden adeta okunuyordu. Alnında derin bir çizgi belirmiş, dudakları titriyordu. "Ne oldu Murat, neden böyle sinirlisin? Neredeyse kalp krizi geçireceksin," diye endişeyle sordum. Murat, bana dönerek çaresiz bir sesle, "Hafsa, hiçbir şey anlamadım. Tüm bu olanlar sanki bir kâbus gibi. Galiba başımıza büyük bir tufan geliyor. Hemen şirkete gitmemiz lazım, bu işin aslını öğrenmeliyiz," dedi. Sesindeki korku ve belirsizlik, içimi ürpertti. "Tamam, gidelim hemen," dedim, elimi omzuna koyarak. "Ne olursa olsun, birlikte üstesinden geliriz." Çantamı hızla alıp arabaya bindiğimizde, Murat direksiyon başında mırıldanıyordu. Gözleri yola kilitlenmişti ama sanki zihni bambaşka yerlerdeydi. "Ah Kenan, ah! Senin gerçek yüzünü daha önceden görebilseydim keşke... Tüm bu oyunların arkasında sen mi vardın? Sana nasıl gü…