43. Bölüm
Yazar: Hanife

İlk Buluşma: Güzel, aydınlık bir sabaha gözlerimi açmıştım. Bugün, sadece yeni bir gün değil, adeta yepyeni bir başlangıçtı hayatımda. Odanın perdelerinden süzülen güneş ışıkları, içime tarifsiz bir huzur doldurmuştu. Yatağımdan kalktığımda, komodinin üzerinde, kadife yapraklarıyla dikkat çeken, büyüleyici bir kırmızı lale duruyordu. Hemen yanında, özenle katlanmış küçük bir not kağıdı vardı. Merakla açtığımda, o tanıdık, içimi ısıtan el yazısıyla "Günaydın Hafsam! Seni aşağıda bekliyorum" yazısıyla karşılaştım. Bir an duraksadım. Kırmızı laleleri ne kadar çok sevdiğimi nereden biliyordu acaba? Bu düşünceyle yüzümde hafif bir tebessüm belirdi. Hafif adımlarla banyoya doğru ilerlerken, aynanın kenarına dikkatlice yapıştırılmış, daha pastel tonlarda, narin bir pembe lale ve altında yine aynı el yazısıyla yazılmış, ikinci bir notu fark ettim. Notta "Çok heyecanlıyım, fazla bekletme beni, hemen giyinir misin?" yazıyordu. Bu ifade karşısında istemsizce kaşlarımı çattım. "Bu adam bana emir vermekten mi keyif alıyordu?" diye düşündüm kendi kendime. Oysa ben, daha romantik, daha duygu yüklü sözler beklerken, bu aceleci ve buyurgan tavır beni biraz şaşırtmıştı. Yine de, lale sevdiğimi bilmesi, küçük de olsa bir artıydı. En azından bu konuda beni anlamıştı. Hızlıca duşumu alıp, saçlarımı nazikçe düzleştirerek kuruttum. Saçlarımın uçlarına hafif bir dalga vererek, doğal bir görünüm elde ettim. Yüzüme, mat bitişli, hafif bir makyaj uyguladım; gözlerime doğal tonlarda far, yanaklarıma şeftali rengi bir allık ve dudaklarıma da soft bir ruj sürdüm. Gardırobumdan koyu mavi, diz hizasında, sportif kesimli bir elbise seçtim. Elbisenin beline, kontrast oluşturması için zarif, beyaz bir kemer taktım. Ayağıma ise, yaz mevsimine uygun, bej rengi, hafif topuklu sandaletlerimi geçirdim. Gümüş tonlarında, sade küpelerimi ve bilekliğimi takarak kombinimi tamamladım. Beyaz kemerimle uyumlu, küçük, beyaz bir çanta aldım yanıma. İşte şimdi hazırdım! Hazırlanmam biraz uzun sürmüştü aslında, Murat aşağıda ne yapıyordu acaba? Merakla ve biraz da heyecanla merdivenlerden aşağı indim. Ancak aşağı indiğimde Murat'ı göremedim. Kapının önüne çıktım. Kapının önünde, şoför koltuğunda bir beyefendinin oturduğu siyah, lüks bir araç duruyordu. Aracın içinde Murat yoktu, sadece şoför vardı. Biraz şaşırmıştım ama şoförün nazik daveti üzerine arabaya bindim. Şoför beni hiç beklemeden, İstanbul'un tarihi semtlerinden biri olan Üsküdar'a doğru götürdü. Üsküdar iskelesine vardığımızda arabadan indim ve şoförle birlikte, masmavi sular üzerinde zarifçe salınan, deniz kenarında bekleyen bir yatın yanına geldik. Yatın güvertesine doğru baktığımda, mavi tişörtü içinde, rüzgarda hafifçe dalgalanan saçlarıyla bana bakan Murat'ı gördüm. Onu ilk kez takım elbise giymeden, bu kadar rahat bir kıyafet içinde görüyordum. Bu durum beni hem şaşırttı hem de hoşuma gitti. İçimden "Şaka mı bu?" diye geçirdim. Mavi tişört giymesi bir tesadüf müydü, yoksa benim mavi rengi sevdiğimi biliyor muydu? Şoför nazikçe yanımızdan ayrılırken, ben de yata doğru ilerlemeye başladım. Murat, bana doğru uzattığı eliyle beni tekneye davet etti. Elini tutarak, yata kolayca bindim. Gözleri parlıyordu. "Çok çok... Güzel görünüyorsun!" dedi, sesi hayranlıkla doluydu. Ben de ona karşılık verdim, "Sen de çok... Mavi yakışmış." İkimiz de o anki heyecandan neredeyse bayılabilirdik. Masanın üzerinde, tüm ihtişamıyla duran, rengarenk lalelerden oluşan kocaman bir buket vardı. Murat, buketi alıp bana uzattı. Bukette her rengin lalesi vardı; hatta nadir bulunan, gizemli bir siyah lale bile gözüme çarptı. Şaşkınlıkla "Bunları sevdiğimi nereden biliyorsun?" diye sordum. O, kendinden emin bir gülümsemeyle "Ben bilirim" diye cevapladı. Elimden tutarak, yatın dümeninin olduğu bölüme doğru çıktık. Murat dümeni ele alırken, ben de yanına oturup etrafa bakındım. Kız Kulesi, bu kadar yakından bakıldığında, ayrı bir güzellik, ayrı bir eşsizlik taşıyordu. O anki atmosfer, kelimelerle anlatılamazdı. Murat, Kız Kulesi'nin hemen yanı…