Kalpten Kalbe Yol💞

40. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Sevmek Cesarettir. Hafsa, kapının eşiğinde belirdiğinde nefesi kesilmişti. Murat’ın sandalyeye bağlı, yüzü kan revan içindeki halini görmek kalbine bir hançer gibi saplandı. Ama durmadı. Kaçmadı. Kapüşonlu hırkasının cebindeki ağır, pürüzlü taşı parmaklarıyla sıkıca kavradı. Avuç içi terden sırılsıklam olmuştu ama o taşı bırakmaya niyeti yoktu. Kenan, şaşkınlıkla silahını hafifçe Murat’tan çekip Hafsa’ya doğrulttu. "Hafsa? Senin burada ne işin var? Nasıl buldun burayı!" Hafsa, ellerini havaya kaldırarak, ama sağ elini cebinden çıkarmadan yavaşça içeri doğru bir adım attı. Sesi titriyordu ama kelimeleri seçerek konuşuyordu. "Kenan... Dur, lütfen. Silahı indir. Her şeyi mahvedeceksin." Murat, boğuk bir sesle bağırdı: "Hafsa git buradan! Kaç kurtar kendini, bu adam delirmiş!" "Sus Murat!" diye bağırdı Kenan, gözleri yuvalarından fırlamış gibiydi. Sonra tekrar Hafsa’ya döndü. "Geç kaldın Hafsa. Her şey bitti. Murat aradan çekildiğinde biz seninle çok mutlu olacağız. O sana değer vermiyordu, seni sadece bir oyuncak gibi kullandı!" Hafsa, Kenan’ın sarsılan psikolojisini fark etti. Onu ikna eder gibi görünerek bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe azalıyordu. "Biliyorum Kenan... Murat bana çok çektirdi, haklısın. Ama katil olmana değmez. Eğer onu öldürürsen hapse girersin, biz asla birlikte olamayız. Bak, evraklar burada değil mi? Bırak imzalasın, paraları al ve gidelim. Kimseye bir şey söylemeyiz, söz veriyorum." Kenan’ın silah tutan eli hafifçe aşağı indi. Hafsa’nın sözleri, karanlık ruhundaki o hastalıklı umudu beslemişti. "Gerçekten mi?" dedi, sesi bir çocuk gibi muhtaç çıkıyordu. "Benimle gelir misin?" "Gelirim..." dedi Hafsa, şimdi tam karşısındaydı. "Yeter ki o silahı indir." Kenan bir anlığına Murat’a bakmak için başını çevirdiğinde, Hafsa o saniyelik boşluğu yakaladı. Cebindeki taşı bütün gücüyle kavrayıp havaya kaldırdı ve Kenan’ın şakağına doğru savurdu. Küt! Taşın kemiğe çarpma sesi boş binada yankılandı. Kenan acı dolu bir feryatla sarsıldı, silahı elinden düşerken dengesini kaybedip yere yığıldı. Hafsa beklemedi; hemen yerdeki silahı ayağıyla uzağa fırlattı ve Murat’ın yanına diz çöktü. "Murat! Murat iyi misin?" "Hafsa... Sen ne yaptın? Deli misin sen?" Murat’ın sesi hem öfke hem de tarifsiz bir hayranlık barındırıyordu. Hafsa titreyen elleriyle Murat’ın bileklerindeki kalın halatları çözmeye çalışıyordu. "Sus da yardım et! Çıkmıyor bu düğümler!" O sırada Kenan yerde inleyerek kıpırdanmaya başlamıştı. Hafsa’nın zamanı daralıyordu. Dişleriyle halatı çekiştirirken Murat’ın elleri serbest kaldı. Murat anında ayaklarındaki bağları da söktü ve ayağa kalktı. Murat, yerdeki Kenan’a doğru bir adım attı. Gözlerindeki o hüzünlü yeşiller gitmiş, yerini saf bir intikam karasına bırakmıştı. Ama Hafsa onun koluna yapıştı. "Murat hayır! Gidelim buradan, polisi aradım yoldalar! Değmez bu pislik için!" Murat, yerde yarı baygın yatan Kenan’a nefretle baktı, sonra dönüp Hafsa’yı kendine çekti. Onu o kadar sıkı sardı ki, sanki kemikleri kırılacaktı. Hafsa’nın saçlarını öptü, kokusunu içine çekti. "Beni kurtardın..." diye fısıldadı. "Kendi hayatını hiçe sayıp o kuleye hapsedilmeyi göze alarak beni kurtardın." Hafsa başını Murat’ın göğsüne yasladı. "Seni o kulede yalnız bırakamazdım," dedi hıçkırarak. Dışarıdan siren sesleri yükselirken, Murat elini Hafsa’nın yüzüne koydu. "Bundan sonra hiçbir güç seni benden koparamayacak Hafsa. Ne Kenan, ne de başka bir kule."

Bölümün tamamını WritePad'de oku