38.Bölüm
Yazar: Hanife

Beklenmeyen İtiraf: Yoğun ve bir o kadar da karmaşık bir hafta geride kalmıştı. Artık asistandan çok Murat'ın özel tercümanı gibi hissetmeye başlamıştım kendimi. Geçtiğimiz yedi gün boyunca Murat, her zamanki gibi şirketteki koltuğunda değil, evdeki koltuğunda yatışını sürdürdü. Tam bir işkolik olduğu aşikardı; evde dahi kulağında kulaklıklarla hiç durmadan müşterilerle görüşmeler yapıyordu. Hala evli olduğumuzu kimse bilmiyordu. Şirketin bu aşırı yoğun temposu ve sürekli krizlerle boğuşmamız nedeniyle, kimse bizim özel hayatımıza dair bir ayrıntıyı fark edememişti. Murat da sessizliğini bozup, "Hafsa benim karım" dememişti. Açıkçası demesin de zaten, herkesin tepkisiyle uğraşacak halim yoktu. Özellikle de Buse adındaki o kadın, Murat'ın etrafında pervane gibi dönüp duruyordu. Banane ki, değil mi? Zaten bir yıl sonra bu şirketten ve hayatından tamamen gidecektim. Bu akşam şirketin yıldönümü kutlaması vardı ve ben oraya ne sıfatla gidecektim ki? Kenan bu gece ayrılıyordu ve Rezzan da geldiğinden beri bana bulaşmamıştı, bu da en azından küçük bir rahatlama sağlıyordu. Hep beraber neşeli bir kahvaltı yaptık. Ailede herkes davete katılacaktı. Ancak Murat'ın dedesi rahatsız olduğu anaannesi de davete katılamayacaktı. Amine, eşi Adem, Rezzan ve Kenan geleceklerdi, teyzesi de gelecekti. Çocuklar evde kalacaktı, bu da onların rahat etmesi için iyi bir seçenekti. Biraz salonda oturduktan sonra, yukarı, kendi odama çıktım. Odaya girdiğimde, yatağın üzerinde bembeyaz, tüllerle süslenmiş zarif bir elbise duruyordu. Yanında da şık bir ayakkabı kutusu vardı. Bir de kadife kaplı, kırmızı, kare şeklinde bir takı kutusu gözüme çarptı. Tam o sırada Murat da banyodan çıktı. Yine beline sarılmış tek bir havluyla, yarı çıplak bir şekilde karşıma dikilmişti. "Sen kıyafet nedir biliyor musun?" diye sordum, sesimde hafif bir sitem vardı. "Senin odada olduğunu bilmiyordum ki," diye cevap verdi, omuz silkerek. "Burası ortak kullanım alanı, böyle yapamazsın!" diye çıkıştım. "Bir haftadır aynı tartışma... Usanmadın mı Hafsa?" dedi, gözlerini devirerek. "Evet, usandım! Sana aynı şeyleri tekrarlamaktan gerçekten yoruldum." "Bugün davete benimle geleceksin," dedi, ses tonunda bir emir tonu vardı. "Ne vasıfla geleceğim ki?" diye sordum, şaşkınlıkla. "Ne vasfından bahsediyorsun Hafsa? Elbette asistanım olarak." "Nerede görülmüş asistanın patronunun koluna girip davete gittiği?" diye itiraz ettim. "Ben de bir ilk yapayım dedim," diye karşılık verdi, muzipçe. "Olmaz! Seninle gelmek için can atan birileri vardır, mani olmayayım şimdi," dedim, imalı bir şekilde. "Buse'yi mi kastediyorsun sen?" diye sordu, kaşlarını çatarak. "Ne önemi var kimi kast ettiğimin?" diye cevapladım, omuz silkerek. "Gören de beni kıskanıyorsun sanacak?" "Kim ben mi seni? Pehh! Neden kıskanacakmışım ki?" "Bilmiyorum artık, ama başkalarının benimle gelmesini istemiyorsan, bu gece benim yanımda olursun." "Banane canım kim geliyorsa seninle! Ben Aminelerle gelirim." "Hafsa, çıldırtma beni! Bu elbiseyi giy de gel işte." "Bu elbise bana mı?" diye sordum, hala tam olarak idrak edememiştim. "Yok, öyle yatakta dursun diye aldım. Kızım, sen şapşal mısın?" "Sensin o şapşal! Doğru konuş benimle, Murat Soykan!" diye bağırdım. "Benim işlerim var, giyinmem lazım," dedi ve banyoya geri döndü. Murat banyoda normal günlük takımını giyip çıktı. Ben ise düşünceliydim. Bu elbiseyi giysem mi, giymesem mi diye kararsızlık içindeydim. Bilgisayardan işleri takip ederken, telefonumdaki engellenen çağrıları gördüm. Halam beni kaç kere aramıştı. Beni bavulumla kapının önüne koydukları yetmezmiş gibi şimdi daha fazla fırçalamak için mi arıyordu sürekli? Çağrıları görmezden gelip işlerime devam ettim. Geçen saatlerin ardından herkes hazırlanmaya başlamıştı. Murat da takımını yanına almıştı. Herhalde şirkette giyecekti. Amine, kapalı olduğu için üzerine mavi, tesettürlü, oldukça şık bir abiye giymişti. Rezzan da turuncu bir elbise giyip saçlarını örmüştü. Onlara gitmelerini, benim sonradan geleceğimi söylemiştim. Git…