36. Bölüm
Yazar: Hanife

Maskelerin Ardındaki Gerçek: Evden çıkarken Kenan’ın Hafsa’ya fısıldadığı o zehirli kelimeler hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Beni ortadan kaldırabileceğini söyleyecek kadar ahmaklaşmıştı. Bu şirketi ben tırnaklarımla kazıyarak kurmuştum; her tuğlasında benim emeğim, her başarısında benim imzam vardı. Şimdi büyük hissedar olduğu için her şeye konabileceğini mi sanıyordu? Benim olanı benden alabileceğini düşünmesi sadece zavallılıktı. Asıl mesele başkaydı: Hafsa. Onun benim hayatımda bir yer kaplaması, hatta sevgilim olma ihtimali bile Kenan’ı çileden çıkarmıştı. Hafsa’ya saldırmasının, ona o eziyetleri yapmasının tek sebebi buydu. Karşılık bulamayınca vahşileşmişti. Kendime kızıyordum; yanı başımdaki bu yılanı nasıl daha önce fark edememiştim? Şirkete doğru sürerken Hafsa’nın gözleri yine o kuleye hapsolmuştu. Merak içimi kemiriyordu, durduğumuzda sordum. Aldığım cevap ise kısa ve keskindi: "Sana ne!" Hayatım boyunca kimse benimle böyle konuşmaya cesaret edememişti. Ben her zaman sorularına cevap alan, istediğini alan bir adamdım. Peşinden gittim, seslendim ama duymamazlıktan geldi. Benden kaçabileceğini sanıyordu ama yanılıyordu. Asansörde onu köşeye sıkıştırdığımda, o kulenin ona "beni" hatırlattığını söylediğinde kalbimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Benden bu kadar mı nefret ediyordu? Kendini yanımda hapsedilmiş bir mahkûm gibi mi görüyordu? O hüzünlü bakışlarını asansörün kapısında bırakıp giderken, arkasından bakakalmıştım. Odama geçtiğimde sinirden ellerim titriyordu. Kenan’ı Fransa’ya gönderecek dosyaları hazırlarken Buse içeri daldı. Çırağan Sarayı’ndaki değişiklikleri anlatıp duruyordu. Genzimi yakan o ağır parfüm kokusu ve gereksiz detayları sabrımı taşırırken Hafsa girdi içeri. Buse’nin ona "Çık dışarı" dercesine sergilediği o küstah tavır bardağı taşıran son damlaydı. Hafsa benim karımdı! Şirkette henüz kimse bunu bilmese de, kimse benim karıma bir asistan parçasıymış gibi davranamazdı. Hafsa çıktıktan sonra Buse’ye dönüp buz gibi bir sesle konuştum: "Buse! Bir daha benim asistanımla sakın bu şekilde konuşma. Hafsa’nın ne söyleyeceği beni ilgilendirir, seni değil. Yanında bir şey demedim ama bu sana son uyarım olsun. Şimdi çık dışarı." Buse şaşkın ve kırgındı. "Peki Murat Bey... Demek bir asistan için kaç yıllık çalışanınızı böyle harcıyorsunuz?" diyerek çıktı. Umurumda bile değildi. Toplantı odasına geçtiğimde Hafsa’yı Fransız müşterilerle konuşurken gördüm. Fransızcası kusursuzdu, zarafeti ise büyüleyici. Neden her seferinde beni kendine böyle hayran bırakıyordu? Toplantı boyunca ben anlattım, o çevirdi; uyumumuz muazzamdı. Kenan ise projenin başına kendisinin getirildiğini görünce şoke oldu. Normalde işlerimi asla devretmezdim ama ona "güvendiğimi" söyleyerek bu yemi yutmasını sağladım. Mecburen kabul etti. Ama o bakışları... Toplantı boyunca Hafsa’yı süzmesi beni katil edecek noktaya getirdi. Hafsa ise bana ters ters bakıyordu; sanki bütün bunların suçlusu benmişim gibi. Müşteriler gittikten sonra Kenan odama damladı. "Hafsa da gelecek değil mi tercüme için?" diye sordu pişkinlikle. Dişlerimi sıkarak cevap verdim: "Kenan! Hafsa benim asistanım, senin tercümanın değil. Git kendine başka birini bul. O ben olmadan hiçbir yere gidemez!" Kenan kuşkulu bir tavırla gülümsedi. "Neden beni seçtin Murat? Tavrın değişti, anlamıyorum sanma. İki günlük bir kız için mi bütün bunlar?" "Ne saçmalıyorsun sen? Ne yapmışsın da sana tavır alacakmışım? Ayrıca Hafsa iki günlük kız değil; o benim karım! Yakında herkes bunu öğrenecek." Kenan’ın yüzündeki ifade donup kaldı. "O zaman ne bu atarlar? Apar topar yurt dışına göndermeler? Ne zamandan beri aileden birini uzağa gönderiyorsun?" "Bu proje hayat memat meselesi, tüm ödemeler buna bağlı. Güvenmediğim birini mi gönderseydim?" dedim yalanımı süsleyerek. "Bana çok güveniyorsun yani, öyle mi?""Güvenmesem gönderir miyim aptal?" dedim ama içimden geçen tek şey boğazına yapışıp onu bu dünyadan silmekti. Tam bir şey daha söyleyecekken Zehra kapıyı çalıp içeri girdi. Kenan, "Hazırlıkla…