34. Bölüm
Yazar: Hanife

Dönüş Ve Tehdit Murat'ın ruh hali dalgalanmalarını anlamak, çözülmesi imkansız bir bilmece gibiydi benim için. Üçüncü kez benden af dilediğinde, gözlerinde parıldayan pişmanlık o kadar belirgindi ki, sanki tüm iç dünyası dışa vurulmuş gibiydi. Ancak yine de, kalbimde derin bir güvensizlik vardı; zira hayatımı tamamen tepeden tırnağa değiştirmişti bu adam. Akıl almaz bir soru beynimi kemiriyordu: Benimle evlenmesinin ardında yatan gerçek neydi? Yoksa ben, onun hayatındaki geçici bir oyuncağa dönüşmüş müydüm? Dün kendime verdiğim o güçlü söz, maalesef ki bugün paramparça olmuştu. O iğrenç herif, çocukluğumdan beri taşıdığım travmaları adeta yeniden tetiklemiş, ruhumu sarsmıştı. Belki de sorun, onunla aynı çatı altında yaşamanın üzerimde yarattığı tahammül edilemez gerilimdi. Ama hayır, kendimi bu kadar kolay bırakmayacaktım. İçimdeki güçlü kadını ortaya çıkaracak, dimdik ayakta duracaktım. Birkaç lokma atıştırdıktan sonra üzerimi değiştirmek için banyoya yöneldim. Soğuk suyun tenimle buluşmasıyla, adeta tüm kirlerden arındığımı, ruhumun hafiflediğini hissettim. Dolabımdan özenle seçtiğim beyaz bir gömlek ve üzerine giydiğim siyah, klasik kesim bir etekle, yeniden iş hayatına dönmeye hazırdım. Çalışmak, içimdeki kasveti bir nebze de olsa dağıtacak, düşüncelerimi başka yöne çekecekti. Saçlarımı sıkı bir topuz yaparak topladım ve yüzümdeki yorgun ifadeyi gizlemek için hafif, doğal bir makyaj uyguladım. Siyah topuklu ayakkabılarımı da giydiğimde, artık tamamen hazırdım; hem dışarıdaki dünyaya hem de içimdeki fırtınalara karşı. Banyodan çıktığımda, Murat'ın delici bakışlarıyla karşılaştım. Gözleri, tüm benliğimi sorgular gibi üzerimde geziyordu. "Hayırdır, bu ne şıklık? Nereye böyle aceleyle?" "Nereye olabilir ki? Gayet açık değil mi? İşime gidiyorum tabii ki." Sesim, beklediğimden daha sert çıkmıştı. "Hayır, olmaz! Sen işe falan gelemezsin." Kesin ve itiraz kabul etmez bir tonla konuşmuştu. "Allah Allah! Ne demek şimdi bu? Neden miş o?" Sinirle kaşlarımı çattım. "Farkındaysan, sen artık benim karımsın! Bu kadar basit!" Sözleri, bir emir gibiydi. "Eee... Ne olmuş yani? Karın olmam, çalışamayacağım anlamına mı geliyor?" meydan okurcasına cevap verdim. "Peki, ben kimim sence? Unuttun mu?" Sesindeki öfke tonu yükseliyordu. "Kim olacak ki? Bencil, egoist bir adamsın işte!" Dilimi tutamamıştım. "Sen beni delirtmek mi istiyorsun kadın! Sen kimle konuştuğunu biliyor musun? Ben Murat Soykan'ım!" Sesi neredeyse kükremeye dönüşmüştü. "Ben de Prenses Diana'yım! Memnun oldum!" Alaycı tavrım, onu daha da çileden çıkarmıştı. "Hafsa! Cidden dalga geçmiyorum! Benim soyadımı taşıyorsun artık. Asistanım mı olacaksın gerçekten? Böyle mi işe gideceksin?" Gözlerinde hem öfke hem de bir tür hayal kırıklığı vardı. "Ha! Şimdi anlaşıldı karın ağrın! Asıl derdin buymuş demek!" Gözlerimle onu işaret ettim. "Sonunda anladın!" "Sana evlenmeden önce de söylemiştim; benimle evlenirsen hayatını cehenneme çevireceğim diye. Şimdi buna katlanmak zorundasın! O kıvrılmaz zincirlerin, o sert duruşun biraz gevşesin bakalım." Sözlerim, adeta bir meydan okumaydı. "Hafsa! Benim şirkette yıllardır süregelen bir saygınlığım ve otoritem var. Bunu sana yıktırmam, buna izin vermem!" Yüzü bembeyaz kesilmişti."Benim de sabrım var, Murat Soykan! Merak etme, şirkette kimseye söylemeyeceğim. Kimse evli olduğumuzu bilmeyecek. Oldu mu şimdi?" Onu köşeye sıkıştırmanın keyfiyle gülümsedim. "Sen sanıyorsun ki her şey gizli kalacak? Herkes duymuştur bile! Beni takip eden kaç kişi var biliyor musun sen?" Sözleri, haklı bir endişenin ifadesi gibiydi. "Duydularsa duymuşlardır! Kocamı destekliyorum, ayıp mı kime ne?" Omuz silktim. Bana uzun uzun, derin bir şekilde bakmaya başladı. Adeta içimi okumaya çalışıyordu. Sonunda, küçük bir nefes vererek, "Peki," dedi, itiraz etmeden. İnatçı, dediğim dedik adamı ikna etmeyi başarmıştım. Bu kadar kolay pes edeceğini hiç düşünmemiştim. Ona ne söyledim de bu kadar çabuk ikna oldu, inanın ben bile anlamadım. Aklımda bin bir türlü senaryo dönüyordu. "Ama bi…