33. Bölüm
Yazar: Hanife

Karanlıktaki Kıvılcım Hafsa, yatağın bir köşesinde huzursuz bir uykunun kollarındayken, Murat bütün geceyi onu izleyerek geçirmişti. Genç kadının yüzündeki o acı dolu ifade, Murat’ın buz tutmuş yüreğinde derin yaralar açıyordu. Onu korumak isterken incitmişti; en büyük çelişkisi de buydu zaten. Yıllarca nefretle beslenmiş, sevgisizliğin soğuk ikliminde büyümüş bir adam, sevmeyi nereden bilecekti ki? Tevfik Fikret’in o sarsıcı sözü yankılandı zihninde: "Karamsarlığa kapılan kalpler, çareyi düşünmekte ararmış." Murat da öyle yapıyordu. Hayatına bugüne dek kimseyi almamıştı. Değil odasını paylaşmak, kalbinde küçücük bir yer bile açmamıştı kimseye. Başka bir kadın babasını elinden almış, hayatlarını altüst etmişti. Şimdi bir kadına nasıl değer verebilirdi? Kapısında kul olan, yatağına girmek için can atan çok kadın olmuştu; saplantılı belalarla, egoist tavrıyla hepsini kendinden uzaklaştırmayı başarmıştı. Ama bu sefer farklıydı. İlk defa ablasından sonra başka bir kadını korumak için evlenmeyi bile göze almıştı. Artık bu işin sadece bir imza olmadığını ruhunun en derinlerinde hissediyordu. Kalbinde yavaş yavaş, sapa bir yol açılıyordu Hafsa’ya doğru. Karanlık sis bulutları çekiliyor, yerini saf bir sızıya bırakıyordu. Duygularını kendine bile itiraf edemese de içindeki kıvılcımlar büyüyordu. Ya Hafsa’yı tamamen kaybedecek ya da onu sonsuza dek kazanacaktı. Öfkesi şimdi tek bir yöne odaklanmıştı: Kenan. Onu bu duruma düşüren Kenan’dan intikamını alacaktı ama acele etmeyecekti. Zehri yavaş yavaş, damla damla verecekti ona. Kenan o kadar iki yüzlü bir adamdı ki, dışarıya taktığı o "iyi insan" maskesiyle herkesin güvenini kazanmıştı. Murat, onu bir süreliğine uzaklaştırmak için yurt dışındaki iki aylık projenin başına gönderme kararını o gece kesinleştirdi. O yokken, Kenan’ın çevirdiği tüm kirli işleri tek tek ortaya dökecekti. Üstelik mesele sadece Hafsa da değildi; Murat, şirkette yapılan büyük bir yolsuzluğun izlerini de bulmuştu. Sessizce banyoya geçip soğuk bir duş aldı. Zihnini toparlamaya ihtiyacı vardı. Üzerine keskin hatlı siyah takımını geçirdi. Odadan çıktığında emektarları Asiye çoktan uyanmış, mutfağa geçmişti. Hafsa için özenli bir kahvaltı tepsisi hazırlattı ve tepsiyi bizzat kendisi odaya çıkardı. Odaya girdiğinde Hafsa gözlerini yeni açıyordu. Üzerindeki gecelikle kendini savunmasız hissetmiş olacak ki, hemen pikeyi üzerine doğru çekti. Murat, tepsiyi sessizce sehpaya bıraktı ve koltuğun üzerinde duran sabahlığı alıp yatağa yaklaştı. Hiçbir şey söylemeden sabahlığı Hafsa’nın omuzlarına örttü. Genç kadın, bakışlarını kaçırarak kollarını sabahlıktan geçirdi ve kuşağını sıkıca bağladı. "Günaydın," dedi Murat, sesi her zamankinden daha boğuk çıkıyordu. "İkimiz de dün bir şey yiyemedik. Hadi, toparlan da bir şeyler yiyelim." Hafsa’nın yüzü bembeyazdı, dün gece yaşadığı o ağır duygusal boşalım onu halsiz bırakmıştı. Şaşkınlıkla tepsiye baktı. "Sen... Bana kahvaltı mı hazırladın?" Murat, o her zamanki mesafeli ama bu kez içinde bir parça yumuşaklık barındıran sesiyle yanıtladı: "Hayır, ben hazırlamadım. Asiye abla hazırladı. Hadi, itiraz etme de ye biraz." Hafsa acı bir gülümsemeyle başını kaldırdı. "Kadınlardan nefret eden o meşhur, egoist Murat Soykan... Şimdi asistanını, pardon karısını mı düşünüyor?" Murat’ın adımları duraksadı. Genç kadının gözlerinin içine derin derin baktı. "Senden nefret ettiğimi kim söyledi?" Hafsa afallamıştı. O solgun yanaklarına aniden bir pembelik oturdu. Bakışlarındaki şaşkınlık, yerini savunmacı bir tavra bıraktı. "Peki ya sen?" dedi Murat, soruyu bir ok gibi ona geri fırlatarak. "Benim senden nefret etmem için sayısız sebebim var," dedi Hafsa kararlılıkla. "Doğru ya, senin benden nefret etmen için bir nedenin yok. Olan hep bana oluyor." Murat, kendi yeşil gözlerine karışan o eşsiz kahvelerine baktı ve hayatında belki de ilk kez o devasa gururunu ayaklar altına aldı. "Özür dilerim Hafsa. Dün gece için... Ve sana yaşattığım her şey için. Sana zorbalık yapmak asla istemezdim. Beni affet." Hafsa…