32. Bölüm
Yazar: Hanife

Banyonun kapısı hafifçe aralandı. Murat, içeri girmeye cesaret edemeden kapı eşiğinde durdu. O heybetli omuzları, az önce yatakta Hafsa’yı ezen o sertliği şimdi pişmanlıkla çökmüştü. "Hafsa..." diye fısıldadı. Sesi az önceki gibi buz gibi değil, endişe doluydu. "İyi misin?" Hafsa yüzünü yıkayıp aynaya baktı. Gözaltları kızarmış, o mor dantelli geceliğin içindeki görüntüsü şimdi ona bir yabancıya aitmiş gibi geliyordu. Kenan’ın hayali hâlâ boğazındaydı, elleri hâlâ titriyordu. Kapıyı sertçe kapattı ve arkasına yaslandı. "Git buradan Murat," dedi sesi titreyerek. "Oyun bitti. Git." Murat kapının diğer tarafında elini ahşaba yasladı. "Hafsa, ben sadece..." Cümlesini bitiremedi. İçindeki o 'küçük masum çocuk' mu konuşuyordu yoksa gururlu bir adam mı, o da bilmiyordu. Hafsa, banyonun kapısına yaslanmış halde nefesini düzene sokmaya çalışırken, dışarıdan ne bir adım ne de bir kapı sesi geldi. Murat gitmemişti. Az önceki o alaycı, her şeyi kontrol ettiğini sanan adamdan eser kalmamıştı; kapının ardındaki sessizliği bile ağır bir pişmanlık kokuyordu. Hafsa, titreyen elleriyle yüzüne soğuk su çarptı. Aynadaki aksine baktığında, az önce üzerine yapışan o kirli hatıranın Kenan’ın ellerinin hayalinin bir nebze olsun silindiğini hissetti. Kapıyı yavaşça açıp odaya döndüğünde, Murat’ı pencerenin önünde, karanlığa bakarken buldu. Murat ona dönmedi. Omuzları gergin, elleri yumruk halindeydi. "Yemek soğumuş," dedi Murat boğuk bir sesle. "Amine çok uğraşmıştı." Hafsa bir şey söyleyemedi. Yatağın ucuna, güllerden arındırılmış küçük bir boşluğa ilişti. Üzerine yatağın üzerindeki pikeyi sıkıca sardı; o mor gecelik artık bir cazibe unsuru değil, aralarındaki o tuhaf, isimsiz savaşın bir üniforması gibiydi. Murat, ağır adımlarla dolaba ilerledi. İçinden bir yastık ve battaniye çıkarıp koltuğa yöneldi. Bir an duraksadı, bakışları yerde duran ve suyun etkisiyle kararmış gül yapraklarına takıldı. "Işığı kapatıyorum," dedi sadece. Oda karanlığa gömüldüğünde, aralarındaki mesafe sadece birkaç metreydi ama ikisi de kilometrelerce uzaktaymış gibi hissettiler. Murat koltukta, Hafsa ise yatağın en ucunda... Kimse uyumuyordu. Karanlıkta birbirlerinin nefes alışverişlerini dinlediler. Hafsa, onun orada olduğunu, kapıyı korur gibi koltukta uzandığını bilmenin tuhaf bir güven verdiğini fark etti. Murat ise hayatında ilk kez, birini korumakla ona zarar vermek arasındaki o ince çizgide ne kadar hoyrat davrandığını düşünüyordu. Kelimelerin yetmediği yerde, bu sessiz bekleyiş ikisinin arasındaki buzları eritmese de, en azından birbirlerini ilk kez gerçekten "hissetmelerine" neden oldu.