30. Bölüm
Yazar: Hanife

Allah Katında Evlilik: Yanaklarımda bıraktığı o sıcak izle öylece kalakalmıştım. Murat, az önceki öfkeli adamdan sıyrılmış, bakışlarında tarif edemediğim bir derinlikle bana bakıyordu. Kahvaltı yapıldıktan sonra:"Hazırlan," dedi sesi bu kez daha boğuk çıkarak. "Hoca gelmek üzere." Arkamı dönüp odaya kaçar gibi girdim. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Resmi nikah bir kağıt parçasıydı, bir imzaydı belki ama şimdi kıyılacak olan nikah... Allah katında karısı olacaktım. Onun inancı zayıf olabilirdi ama benim için bu bir oyun değildi. "Allah'ım," diye mırıldandım aynadaki aksime bakarken, "sen niyetimi biliyorsun. Beni bu çıkmazdan hayırlısıyla çıkar." Aşağı indiğimizde salonun atmosferi tamamen değişmişti. Büyük bir masa hazırlanmış, hoca yerini almıştı. Kenan bir köşede, elinde tespihiyle sanki kendi cenazesindeymiş gibi kapkara bir suratla oturuyordu. Göz göze geldiğimizde o sinsi bakışlarında bir tehdit sezdim. Teyzesi ise yanındaki Amine’ye fısıltıyla bir şeyler anlatıyor, sürekli beni süzüyordu. Hoca dualara başladığında salona ağır bir sessizlik çöktü. Murat yanıma oturdu. Omuzlarımız birbirine değiyordu ve ondan yayılan o sert parfüm kokusu genzimi yakıyordu. Hoca, usulünce soruları sormaya başladı. Sıra bana geldiğinde sesim titredi ama kararlı çıkmaya çalıştım. "Aldım, kabul ettim," dediğim an, sanki omuzlarıma görünmez bir yük bindi. Murat’ın sesi ise her zamankinden daha tok ve emindi: "Aldım, kabul ettim." Dedesinin gözlerindeki memnuniyet, Amine’nin yüzündeki o hüzünlü kabulleniş... Her şey bir film şeridi gibi geçiyordu. Nikah tamamlandığında hoca ellerini semaya açıp dua etti. "Allah bir yastıkta kocatsın, aranıza nifak sokmasın," dediğinde, Kenan’ın oturduğu yerden hırsla ayağa kalkıp bahçeye çıktığını gördüm. Bir şeyler planladığı her halinden belliydi. Tören bittikten sonra dede, "Hadi bakalım, artık helalsiniz. Gidin yemeğinizi yiyin," diyerek bizi sofraya buyur etti. Ama Murat durmadı. Kolumdan tutup beni merdivenlere yönlendirdi. "Daha yemek yiyecektik Murat, nereye?" "Odamıza," dedi kestirip atarak. O kelimeyi söylerken sesi buz gibiydi ama gözlerindeki o yeşil ateş hâlâ sönmemişti. Yukarı çıktığımızda beni kendi odasına soktu. Bavulum çoktan içeri taşınmıştı. Kapıyı arkamızdan kapattı ve kilidi çevirdi. O "tık" sesi odada yankılandığında ürperdim. "Neden kilitledin?" Üstüme doğru bir adım attı. "Aşağıdaki o sırtlanları görmüyor musun? Özellikle o Kenan... Gözü sürekli senin üzerinde. Artık bu odanın sınırı geçildiği an, benim mülkümdesin Hafsa. Kimse sana dokunamaz, kimse sana kötü gözle bakamaz." "Bu bir anlaşmaydı Murat," dedim sesimi bulmaya çalışarak. "Dini nikah kıyıldı diye her şeyin değişeceğini mi sanıyorsun?" Cevap vermedi. Sadece yaklaştı, aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak saçlarıma dokundu. "Değişti bile," diye fısıldadı. "Sen farkında değilsin ama o imzayı attığın an, oyun bitti. Şimdi gerçekten benim karımsın." Tam o sırada kapı sertçe çalındı. Kenan’ın sesini duydum dışarıdan: "Murat! Dede seni çağırıyor, acil bir durum varmış!" Murat dişlerini sıktı, geri çekildi. "Sakın odadan çıkma," dedi sertçe. Kapıyı açıp çıktı. Kapı kapandığında yatağın kenarına çöktüm. Az önce ne yaşamıştık biz? Kenan’ın bu ani müdahalesi bir tesadüf müydü yoksa fırtına yeni mi başlıyordu? Murat: Üstümdeki rahatsız edici kıyafetlerden kurtulup daha sade bir şeyler giydikten sonra odamdan dışarı çıktım. Adımlarım istemsizce Hafsa'nın odasının kapısına yöneldi. Tam o sırada, kapının aralığından zarif silüeti belirdi; belli ki o da dışarı çıkmak üzereydi. Hiç tereddüt etmeden, ani bir refleksle onu duvara doğru ittim. Sırtı soğuk duvara değerken, gözlerindeki şaşkınlığı okuyabiliyordum. Az önce dini nikahımızın olmadığını söylemişti, bu itiraf zihnimi kurcalıyordu. Neden böyle bir şey söylediğini tam da o an sormak için dudaklarımı aralamıştım ki, görüş açıma Kenan girdi. Bize doğru, şüpheci bir bakışla yaklaştığını fark ettim. Bu durum, içimde kontrol edemediğim bir dürtüyle Hafsa'ya daha da yaklaşmama neden oldu. Evlili…