2. Bölüm
Yazar: Hanife

Zaman, kum saatinden boşalırcasına akıp gitmişti ve ben istemeden de olsa köşeye sıkışmıştım. Gözlerimden süzülen yaşlar güçsüzlüğümden değil, içimdeki çaresizliğin taşmasındandı. Amcamın ve halamın bana olan sarsılmaz güvenini kırmak, hele ki Sude’nin nişanının benim yüzümden bozulma ihtimali... Bu düşünce kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. Kendimi asla affetmezdim. Ancak bir insana boyun eğip yalvaracak kadar da gurursuz değildim. Şu an avcıya yakalanmış bir av gibi hissetsem de direnmek benim fıtratımda vardı. Ben Hafsa’ydım; beni ayakta tutan tek dayanağım Allah’a olan sarsılmaz inancımdı. Ondan başka kimsenin önünde diz çökmeyecek, kimseye minnet etmeyecektim. Öfke bir anda damarlarımda parladı. Kolumdaki serumu bir çırpıda söküp attım ve yataktan doğruldum. Karşımdaki gaddarın o sinir bozucu, buz gibi yeşil gözlerine diktim bakışlarımı. İşaret parmağımı bir kılıç gibi ona doğru sallayarak, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak bağırdım: Sana vaktim yok diyorum! Kardeşimin nişanı var, insanlar beni bekliyor ve ben geç kaldım! Eşyalarım nerede? Getir ne imzalayacaksam imzalayayım! Senden bir çıkarım yok, seninle işim de yok. Eğer şu an gitmeme izin vermezsen, polise gidip beni taciz ettiğini söylerim!" Murat’ın gözleri bir anda alev aldı. Benden böyle bir dişli çıkış beklemediği her halinden belliydi. Aramızdaki mesafe bir anda kapandı; nefesini burnumun ucunda hissedecek kadar yakınıma geldi. Öfkesi odadaki havayı ağırlaştırıyordu. Birden cebinden bir defter çıkarıp hışımla bir şeyler karaladı ve kağıdı yüzüme doğru fırlatırcasına uzattı. "Benim adım Murat Soykan!" dedi sesi gök gürültüsü gibi odada yankılanırken. "İtibar sahibi bir adamım ben. Adımın senin gibi birinin ağzında böyle çirkin bir iftirayla anılmasına asla izin vermem! Şu seneti imzala ve bir daha sakın karşıma çıkma. Eşyalarına gelince... Muhtemelen yolda ezilip çöp olmuşlardır." Cebinden şık bir kartvizit çıkarıp komodinin üzerine bıraktı. Üzerinde altın harflerle Soykanlar Holding yazıyordu. Borcun için bu numarayla iletişime geçersin. Ve sakın... Sakın bir daha yoluma çıkma. Eğer karşıma çıkarsan seni buna pişman ederim." Arkasını dönüp kapıya yöneldiğinde içimdeki öfke daha da katlandı. "Kaba herif! Eşyalarımı nasıl orada bırakırsın? Madem bu kadar nefret ediyorsun, beni neden hastaneye getirdin?" diye arkasından bağırdım. Cevap vermedi. Adımları durmadı bile. "Neden cevap vermiyorsun? Korkak herif, böyle gidemezsin!" Kapıyı sertçe çekip çıktı. Sessizlik bir tokat gibi yüzüme çarptı. Acı Gerçek Hızla çantamı topladım, bir an önce bu tekinsiz adamdan ve bu yerden uzaklaşmalıydım. Ancak hastane çıkışında hayat bir kez daha yüzüme sert bir yumruk attı. Burası lüks bir özel hastaneydi ve benden tam 10.000 TL ödeme yapmam istendi. Elimdeki son paraya, Sude’nin çeyizinden artan o emanet paraya baktım. Başka çarem yoktu. O parayı vezneye uzatırken içimden bir parçanın koptuğunu hissettim. Şimdi eve gittiğimde halamların yüzüne nasıl bakacaktım? Bu borcu nasıl açıklayacaktım?