25. Bölüm
Yazar: Hanife

Hafsa'nın cevabı: Hayalimde böyle bir evlenme teklifi hiç yoktu. Bir deniz kenarında, yıldızların sessiz şahitliğinde, rüzgârın hafifçe saçlarımı savurduğu bir an, kelimelerin birbirine dokunacağı, kalplerin birbirine yaklaşacağı bir an hayal etmiştim. Ama gerçek, bu kadar sığ, bu kadar acımasız bir an oldu. Romantiklik takıntım yoktu, ama bu kadar sade, bu kadar kaba bir teklif almak, içimde bir kırılma yarattı. Daha odaya girmeden, bir an bile bekletmeden, pat diye dökmüştü: "Evlenmek istiyorum." İçindeki kileri, bu kadar öküz olduğunu bilmiyordum. Beni korumaya çalıştığını söylüyor. Ama acıdığını bu kadar açıkça göstermeseydi, keşke. O kadar sert, o kadar kibirli bir şekilde, sanki benimle bir ortaklık anlaşması yapacakmış gibi. Bana "Cevabın ne?" diye sorduğunda, cevap vermeden odaya girdim. Elime birkaç kıyafet alıp, banyoya kaçtım. İçimde bir kırılma vardı. Bir şeyi kurtarmak istiyordum. Kendimi kurtarmak istiyordum. Neden yaralarımı gösterdim ki? Sanki bir yıl boyunca benimle anlaşacakmış gibi, sonra "sen yoluna, ben yoluma, hadi kardeşim" demek istiyordu. Kibirli bir herif. Sanki ben ona "evlen" dedim. Evet, başıma gelenler bir nevi onun yüzünden oldu. Ama bu, bana acımayı hak ettiğimi göstermez. Belki annem, babam yok, arkamda duracak biri yok. Ama ben Allah’a sığınırım. Ondan güç alırım. Kimse beni üzemez. Ben kendimi korurum. Kendi yolumu izlerim. Kimse bana zorla bir şey yaptıramaz. Ben Hafsa’yım. Teklifini kabul etmeyeceğim. Beni kimse kendine mahkum edemez. Duşa girip üstüme beyaz-siyah çizgili eşofmanları giydim. Saçımı aşağı doğru taradım, lastikle arkadan iki tane tutturdum. Banyodan çıktım. Murat, giyinmiş, koltukta oturuyordu. Bir de yemek söylemiş, odaya. Kahvaltıyla duruyorduk. Toplantı yormuştu, bizi. Ben de masaya oturdum. O da karşıma oturdu. Antep kebabı söylemiş. Güzel, kokulu, ama içimde bir boşluk vardı. Lokmaları ağzıma doldurup doldurup yiyordum. Oysa, görende hamileyim sanar. Yemek yedikçe, onun gözleri bana sabitlenmiş gibiydi. Aklında, "Cevabım ne?" diye bir soru dolaşıyordu. Hayır demek neden bu kadar zor? sanki gerçek bir teklifmiş gibi. Kalbim sıkışıyordu. O yeşil gözleri, içimi dağlıyordu. Yemek bittikten sonra, masada baklava duruyordu. Şerbetlilerle pek aram yoktu, ama Antep baklavası şahane. "Sende yesene tatlı," dedim. "Ben tatlı sevmem," dedi. İçimden belli oluyor zaten. "Ee, yemeğin bitti mi? O zaman bana cevap vereceksin, değil mi?" Ağzımda koca bir baklava vardı. Konuşurken, biraz kırılgan bir şekilde: "Evettt..." O bana sırıttı. "Ağzındaki ni bitir önce, ne dediğin anlaşılmıyor." Ağzımdaki baklavayı bitirdim. Bana baktı. Sonra masadan kalktı. Yavaşça, bana doğru yaklaştı. Eline mendil aldı. Dudaklarımı sildi. Gözleri içime işliyordu. Kalbimin çarpıntısı duyulacak kadar hızlıydı. Bir an, kalbimin sesi duyulucakmış gibi hissettim. Elinden mendili alıp, kendim silmeye başladım. "Böyle çocuk gibi yersen, her yerin tatlı olur." Az önce bana "çocuk" mu demişti? Ayrıca, "her yerim tatlı olur" derken... Evleneceğiz diye bana mı yürüyordu? Yok canım, benimle neden anlaşmalı, evlensin? Bu adamda, kimseyi sevecek göz yok. Kaba huysuz, egoist. "Egoist mi ben mi?" Sesli mi söylemiştim? "Sana demedim, canım. Kendime konuşuyordum." "Kendine mi dedin yani?" Yine bana döndürmeyi başardı. Bravo. "Kendime neden söyleyeyim? Neyse, ellerimde yapış yapış olmuş, yıkayıp geliyorum." Banyoya girdim. Ellerimi yıkadım. Bu adamla nasıl konuşacağımı bilmiyorum. Bir yıl evli nasıl olurum? Derin bir nefes alıp banyodan çıktım. Kapının önünde beklemişti. Bir an, üzerime doğru yürüyünce, kendimi duvara yapışmış bir şekilde buldum. Sağ elini omuz hizasında duvara yasladı. Yüzünü bana bir nefes kadar yaklaştırıp, gözlerime baktı. Tekrar sordu: "Hazır mısın?" Tövbe tövbe... Neye hazır oluyorum diye içimden geçirdim. "Neye?" "Evlenmeye. Ben nediyorum, kaç saatir?" "Cevap vermedim." "Cevabını biliyorum. O yüzden yarın evleneceğiz. Hazırlıklar başlattım." Elini duvardan indirdi. Karşısından sıyrıldım. Sinirlerime hakim…