Kalpten Kalbe Yol💞

20. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Uçakta geçen zaman, benim için adeta bir boşluğa düşüş gibiydi. Gözlerimi kapattığımda, tüm yaşadıklarım bir sis perdesi gibi arkamda kalmış, bilincim adeta bir kaçış yolu aramıştı. Uyku, o an için en büyük sığınağımdı. Ancak bu huzurlu kaçış da nihayet buldu ve gözlerimi araladığımda, uçağın inişe geçtiğini fark ettim. Antep'e varmıştım. Murat'a her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatışım, onun beni tek bir soru bile sormadan, sorgusuz sualsiz anlayışı ve beni sahiplenmesi... Ah, meğer hepsi bir rüyaymış. Uyanışla birlikte o tatlı hayal de acı bir gerçeğe dönüşüverdi. Keşke Kenan'ın bana yaşattıkları da bir rüya olsa, keşke sabah uyandığımda her şeyin bir kabus olduğunu fark etsem... Ama değil, ne yazık ki değil. Bu gerçek, ruhumu kemiriyor, içimi tarifsiz bir boşlukla dolduruyordu. Kendimi hiç bu kadar güçsüz, bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Yaşadığım o korkunç anlar, zihnimde dönüp duruyor, her bir karesiyle beni biraz daha tüketiyordu. Ancak en azından daha da korkunçlaşmadan, o dipsiz kuyudan kendimi çekip çıkarmayı başarmıştım. Şimdi, bu havalimanında, uçaktan inmiş bir halde, o gaddar adama gidip her şeyi anlatsam, rüyamdaki gibi bana inanır mıydı? Yoksa o da mı yargılardı beni? İçimden bir ses fısıldadı: "Allah'ım, ben şimdi ne yapacağım?" Bu öyle bir şeydi ki, kimseye anlatılamazdı. Belki de Murat, bunu duyduğunda o adamı öldürebilirdi. Ya da tam tersi, bana inanmak yerine beni suçlayıp bana kötülük yapabilirdi. Bilemiyordum, kafam karmakarışıktı. Bir çıkış yolu arıyordum, adeta bir labirentte kaybolmuş gibiydim. Havalimanının çıkışında, boş bulduğum bir banka oturdum. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemiyordum. Gözlerim anlamsızca bir boşluğa dalmış, ruhum da aynı boşlukta savruluyordu. Ceketimle kapatmaya çalıştığım yırtık gömleğim, içimdeki parçalanmışlığı yansıtıyordu adeta. Kalbim paramparça olmuştu, o adamdan öylesine iğreniyordum ki, kendi tenimden bile tiksiniyordum. Yere bakarken üzerime düşen gölgeyle başımı istemsizce yukarı kaldırdım. Karşımda, tahmin bile edemeyeceğim bir şekilde, o vardı: Murat Soykan. Gözlerimiz bir anda buluştu, o an zaman durdu sanki. Şaşkınlıkla bana baktı, gözlerinde derin bir endişe okunuyordu. "Ne yapıyorsun burada bu halde, Hafsa?" diye sordu, sesi bile şaşkınlığını ele veriyordu. O an kendimi tutamadım, gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Tıpkı rüyamdaki gibi, o an tek aradığım teselliydi, bir sığınaktı. Hiç düşünmeden ona sarıldım, tüm benliğimle, tüm acımla. "Lütfen bir şey sorma," dedim hıçkırıklarımın arasında, kucağına sığınırken. Omuzunda ağladım, hıçkırıklarım tüm benliğimi sarsarken o sadece sessizce beni bekledi. Ne elleri hareket etti beni sarmak için, ne de tek kelime etti. Sadece durdu, sanki benim acımın dinmesini, fırtınanın geçmesini bekler gibi. Bir süre sonra, "Hadi gidelim, burada böyle kalmasan iyi edersin," dedi, sesi yumuşak ve şefkatliydi. Ben de başımı sallayarak onayladım. Bana ayrı bir oda tutmak istedi ama oteldeki tüm odaların rezervasyonlu olduğunu öğrenince, çaresizce beni kendi odasına çıkardı. Yaşadıklarımdan dolayı içimde tarifsiz bir korku vardı. O da beni böyle görmeyi beklemiyordu belli ki. Karşısında her zaman meydan okuyan, güçlü Hafsa yerine, savunmasız ve kırılgan bir kadın duruyordu. Odaya girdiğimizde, "Buraya geleceğinden haberim yoktu, bana haber verseydin keşke!" dedi, sesinde bir sitem vardı ama daha çok endişe hakimdi. "Zehra aradı bugün, uçak bileti aldırmışsın. Esma da buraya gelip gelmediğini merak etmiş." "Geldim, çünkü sizin yüzünüzden başıma gelenler için..." dedim, sesim titriyordu. Hava ılık olmasına rağmen bedenim değil, ruhum üşüyordu. İçimde tarif edilemez bir soğukluk vardı. Yine en büyük yıkımı yaşıyordum, sanki tüm dünya üzerime geliyordu. Bedenim buna yenik düşmüş, dengemi kaybederek onun kollarına doğru sendelemiştim. "Kendine gel Hafsa, neden bu haldesin?" diye sordu, sesindeki endişe daha da artmıştı. Bir anda kollarından ellerimi bırakıp geri adım attım. "Biraz duşa girebilir miyim?" diye sordum, sesim adeta…

Bölümün tamamını WritePad'de oku