Kalpten Kalbe Yol💞

18. Bölüm

Yazar:

Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı
Kalpten Kalbe Yol💞 – Hanife kitap kapağı

Murat; Odamın balkonunda, Antep’in ışıklarına karşı kahvemi yudumluyordum. Şehir dışı seyahati benim için bir kaçıştı; o inatçı kızın bakışlarından, bende yarattığı o tuhaf sızıdan kaçış... Tam kendimi işe verecekken kapı sertçe çalındı. Kaşlarımı çatarak kapıya yöneldim. Bu saatte kimsenin beni rahatsız etmeye cesareti olamazdı. Kapıyı açtığım an, zihnimdeki tüm projeler, kurallar ve disiplin birer kağıt yığını gibi devrildi. Karşımda Hafsa duruyordu. Ama o dik başlı, meydan okuyan kız gitmiş; yerine gözlerinde saf bir dehşet taşıyan, hırpalanmış bir çocuk gelmişti. Ceketiyle bir şeyleri gizlemeye çalışıyor, elleri zangır zangır titriyordu. "Hafsa? Senin burada ne işin var?" diye gürledim önce. Ama sonra gözüm boynundaki o kızarıklığa ve yırtılmış gömleğinin ucuna kaydı. Sesim bir anda kısıldı. "Sana ne oldu?" Hafsa konuşmaya çalıştı ama dudakları titredi, tek bir kelime bile çıkmadı. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü ve olduğu yere, dizlerinin üzerine çöktü. Hiç düşünmeden yanına diz çöktüm. O titizliğim, "dokunulmazlık" kurallarım uçup gitti. Onu omuzlarından tutup sarsmamak için kendimi zor tuttum. "Kim yaptı bunu? Hafsa, bana bak! Kim yaptı!" Hıçkırıklarının arasından o ismi fısıldadı: "Kenan..." Duyduğum isimle damarlarımda kan yerine asit dolaşmaya başladı. Kenan... Ortağım, kardeşim dediğim adam... Benim kurtardığım, evime taşıdığım kıza dokunmaya cüret etmişti. Hafsa’yı kucağıma alıp yatağa yatırdım. O büzülmüş, korkuyla bana bakarken sesimi olabildiğince yumuşatmaya çalıştım. "Şşş... Tamam. Buradasın. Güvendesin," dedim. Hayatımda ilk kez birine bu kadar şefkatle hitap ediyordum. Hafsa, olan biteni; Kenan’ın yalanlarını, eve gidişini, o iğrenç "söz" oyununu ve en son tepedeki o vahşeti anlattı. Anlattıkça odadaki hava ağırlaşıyor, benim içimdeki canavar uyanıyordu. "Bana o yüzüğü o taktı," dedi Hafsa, sol elindeki o sahte nişanı göstererek. "Ben... Ben sadece ailem inansın diye bir yalan söyledim ama o..." O yüzüğü parmağından çıkarıp komodinin üzerine fırlattım. "Bir daha asla o adamın adını duymayacaksın," dedim buz gibi bir sesle. "Seninle nişanlanacak biri varsa, o kişi bu odanın dışındaki hiç kimse olmayacak." Hafsa şaşkınlıkla bana bakarken, ceketimin cebindeki telefonu çıkardım. Kenan’ı aradım. Telefon açıldığı an, sesimdeki ölümcül sakinlik odayı kapladı: "Kenan... Antep’te işim bitti. Ama senin için her şey yeni başlıyor. Şirketi, hisselerini ve o kirli hayatını bugün kaybettin. Sakın karşıma çıkma, çünkü bu kez seni o enkazın altından ben bile çıkarmam." Telefonu kapatıp Hafsa’ya döndüm. Gözleri hala korku doluydu. Yanına oturdum, elindeki yanığa nazikçe dokundum. "Benim yüzümden oldu," dedim kısık bir sesle. "Seni o arşive göndermeseydim, sana bu fırsatı vermeyecekti." Hafsa elini elimin üzerine koydu. "Beni o tozlu rafların altından sen çıkardın, değil mi? Kenan değil..." Gözlerine baktım. İlk kez o yeşil gözlerde öfke değil, derin bir sahiplenme vardı. "Ben seni sadece oradan çıkarmadım Hafsa. Seni artık bu dünyadaki kimseden korkmana gerek kalmayacak kadar uzağa taşıyacağım. Şimdi dinlen. Yarın her şey farklı olacak." O gece, Antep’in sıcağında, iki yaralı ruh aynı odada; biri korkusunu, diğeri ise hiç bilmediği vicdanını iyileştirmeye başladı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku