2. Bölüm (tanışma)
Yazar: Ecrin Ada

Canan'la birlikte odaya girdik. İçeri adım attığımız anda bize bakan iki kızla göz göze geldim. Kızlardan biri esmer tenli, düz saçlı ve yeşil gözlüydü. Bizi görünce sıcak bir tebessüm etti. "Merhaba, ben İrem. İrem Gözer." Canan'la birlikte gülümseyerek karşılık verdik. "Merhaba." Diğer kız ise sarışın, mavi gözlü ve hafif dalgalı saçlara sahipti. Yüzünde biraz çekingen bir ifade vardı. "Merhaba," dedi sessizce. Kısa bir tanışmanın ardından onun da Simge Kara olduğunu öğrendik. Odamız beklediğimden daha genişti. Karşılıklı iki ranza bulunuyordu. Ortada büyük bir pencere, ranzaların uçlarında ise çift kapılı dolaplar vardı. Bu kez çalışma masası yoktu. Onun yerine yatakların yanından açılıp kapanabilen modern masalar bulunuyordu. Üstelik internet erişimine sahip elektronik bir sistemle çalışıyorlardı. Türkiye şartlarında böyle bir şey görmek beni oldukça şaşırtmıştı. Odanın sol tarafında banyo ve tuvalet, sağ tarafında ise giriş kapısı ve vestiyer bulunuyordu. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra hepimiz yere oturduk ve birbirimizi daha yakından tanımaya başladık. Canan'la zaten uçakta tanışmıştık. Bu yüzden önce diğer kızlar onunla sohbet etti. İrem de Canan gibi sağlık alanında eğitim alıyordu. Canan hemşirelik, İrem ise tıbbi sekreterlik okuyacaktı. Bir süre sonra İrem bana döndü. "Sen hangi fakültedesin?" "Hukuk." "Hangi alanı düşünüyorsun?" "Avukatlık." İrem'in yüzü aydınlandı. "Ne güzel! Bizim odada da hukuk okuyan biri varmış." Gülümseyerek başımı salladım. Daha sonra Simge'ye döndüm. "Peki sen hangi bölümdesin?" "İç mimarlık." Bu cevabı duyunca istemsizce gülümsedim. Eşyalarını yerleştirme biçiminden bile bunu tahmin etmek mümkündü. Simge diğerlerine göre biraz daha sakin görünüyordu. Ancak yine de samimi davranmaya çalışıyordu. "Harika bir bölüm," dedim... Ertesi sabah ilk dersim için erkenden uyandım. Hazırlanıp tabletimi ve telefonumu yanıma aldım. Bilgisayarımı da götürebilirdim ama ilk gün için biraz fazla gösterişli olacağını düşündüm. Sınıfa girdiğimde arka taraftan üçüncü sıraya oturdum. Salon yavaş yavaş doluyordu. İkişerli sıralar geniş bir alana yerleştirilmişti ve öğrenciler birer birer içeri giriyordu. Tam etrafı izlerken tanıdık bir ses duydum. "Merhaba." Yüzümü çevirdim. Bir an donup kaldım. "Beril, bu o mu? Hayır, olamaz. Bence hayal görüyorsun. Kesinlikle o olamaz..." "Merhaba," dedi tekrar. Düşüncelerimi bir kenara bırakıp istemsizce karşılık verdim. "Merhaba." Çocuk hafifçe gülümsedi. "Ben havalimanında sana çarpmıştım. Tekrar özür dilerim." "Evet," dedim. "Farkındayım." Yanımdaki boş koltuğa oturdu. İlk gün birini dövüp sicilimi kirletmeye hiç niyetim yoktu. "Sen de mi hukuk okuyorsun?" diye sordum. "Evet." "Burada olduğuna göre..." diye mırıldandım. Sonra kendime içimden çıkıştım. "Salaksın Beril, salaksın." "Avukatlık mı?" Başını iki yana salladı. "Hayır. Savcılık." "Ben avukatlık okuyacağım." "İyiymiş," dedi gülümseyerek. "Umarım başarırız." "Umarım." Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı. Herkes ayağa kalktı. İçeri giren kadın uzun boyluydu. Çikolata kahvesi saçlarını özenle şekillendirip geriye atmıştı. Kahverengi gözleri ve resmî görünüşü ona ciddi bir hava katıyordu. "Oturabilirsiniz," dedi. Hepimiz yerimize geçtik. Kadın masanın önüne gelip sınıfa göz gezdirdi. "Ben Çiğdem Türkay," dedi. "Bu dönem boyunca derslerinize ben gireceğim." Hoca yerine geçince biz de oturduk. Tabletimi çıkarıp kalemiyle birlikte sıranın üzerine bıraktım. Tabletimin rengi maviydi. Aslında kullandığım çoğu şey maviydi. En sevdiğim renk oydu. Mavi bana huzur veriyor, içimi açıyordu. Bazen arkadaşlarım bunun bir takıntı olduğunu söylese de umursamıyordum. Tam yine mavinin güzelliği üzerine düşünürken sınıfın kapısı hızla açıldı. İki öğrenci nefes nefese içeri daldı. "Buradayız hocam!" diye bağırdı içlerinden biri. Sınıftaki herkes dönüp onlara baktı. Biri esmer tenli, tıraşlı saçlı bir çocuktu. Diğeri ise sarışın, yeşil gözlü ve düşük kesim saç modeline sahipti. Hoca derin bir nefes verdi. "İlk gün olduğu için bir şey deme…