Bölüm 42: Daim
Yazar: İpek🩷

Gözlerimi açtığımda odada loş bir ışık vardı. Perdelerin arasından sızan sabahın ilk ışıkları, Kuzey’in yüzüne vuruyordu. Yanımda sakince uyuyordu. Birkaç saniye boyunca onu izledim. Kirpikleri hafifçe titreşiyor, nefesi düzenli bir ritimde göğsünü kaldırıp indiriyordu. Dün gece… Aklıma gelince yanaklarım alev aldı. Kalbim hızlandı. Hâlâ Kuzey’in kolları arasındaydım. Beni saran kolunu usulca kaldırıp yataktan çıkmaya çalıştım ama hareketime uyanmış gibi hafifçe mırıldandı ve beni daha sıkı sardı. “Kıpırdama,” diye mırıldandı uykulu sesiyle. Gülümsedim. “Kalkmalıyım.” “Hayır.” Gözlerini açmadan konuştu. “Henüz değil.” Başımı göğsüne yasladım. Dakikalarca, sadece kalp atışlarını dinledim. Sonsuzluk gibi gelen o anı, Kuzey’in usulca konuşması böldü. “Ne düşünüyorsun?” “Dün geceyi.” Gözlerini açtı. Bakışları, içimi ısıtan o tanıdık sıcaklığa sahipti. “Pişman mısın?” Başımı iki yana salladım. “Sen?” “Sence?” diye sordu, kaşlarını hafifçe kaldırarak. Cevabı biliyordum. Ama onun söylemesini istedim. Parmaklarını yanağıma sürdü. “Hiçbir şeyden daha emin olmamıştım.” Beni öptü. Yavaşça, sahiplenici bir tutkuyla… Hayal’in yanımda kıpırdanmasıyla gözlerimi açtım. Saçları yastığa dağılmıştı, yüzü huzurluydu. Ona baktığımda, içimde adını koyamadığım bir his kabarıyordu. Sahiplenme mi? Hayır, bundan fazlasıydı. Sadece onun burada olması yetiyordu. “Ne oldu?” diye sordu, gözlerini açarak. Gülümseyerek başımı iki yana salladım. “Sadece seni izliyordum.” Yanıma sokuldu. Başını omzuma koyduğunda, gözlerini kapattı. “Bugün ne yapmak istersin?” diye sordum. Gözlerini açmadan mırıldandı. “Bir kahvaltı güzel olurdu.” Gülümsedim. “O zaman seni en sevdiğin yere götüreyim.” “En sevdiğim yer?” Kaşlarını kaldırarak bana baktı. Başımı eğdim. Dudaklarının ucuna hafif bir öpücük kondurdum. “Yanım.” Gülümsedi. “Şair oldun yine.” “Senin yanındayken öyle oluyorum,” diye fısıldadım. Kahvaltıyı sahil kenarındaki küçük bir kafede yaptık. Hayal, pencereden dışarı bakıyordu. Dalgalar usulca kıyıya vuruyor, martılar gökyüzünde süzülüyordu. Güneşin altın rengi ışıkları suya yansıyordu ve Hayal’in yüzünde tatlı bir huzur vardı. Ona kahvemden bir yudum alırken baktım. Her detayı ezberlemek ister gibi… “Ne oldu?” diye sordu, kaşlarını hafifçe kaldırarak. Omuz silktim. “Sadece seni izliyorum.” Gülümsedi. “Beni izlemeyi seviyorsun.” “Kendime hakim olamıyorum,” dedim, dürüstçe. “Baktıkça daha çok bakasım geliyor.” İpek gözlerini kaçırdı ama yanaklarına yayılan pembe tonu kaçamadı. Masadaki telefonuna uzandı, bir şeyler kontrol ederken yüzü gölgelendi. “Ne oldu?” Telefonu yerine bıraktı. “Baran mesaj atmış.” İçimde istemsiz bir sıkıntı kabardı. “Ne diyor?” Omuzlarını silkti. “Kafeye yakınlardaymış. Gelsem sorun olur mu, diye sormuş.” Bardağımı masaya koydum. “Ne dedin?” “Henüz cevap vermedim.” Bakıştık. Hayal derin bir nefes aldı. “Kuzey… Baran’la bir geçmişim var ama artık bitti. Seninle birlikteyim ve bunu en iyi onun anlaması gerekiyor. Ne yaparsam yapayım, peşimi bırakmıyor.” Kıskançlığın içimde ufak ufak kıvılcımlar yaktığını hissettim ama mantıklı davranmak istedim. “Sana zarar vermeye kalkarsa,” dedim, sesi daha fazla sert çıkmaması için çaba göstererek, “ona hayatının hatasını yaptığını hatırlatırım.” Hayal başını salladı. “Onunla yüzleşmem lazım.” Tam o sırada kafenin kapısı açıldı ve Baran içeri girdi. Beni görünce gözlerinde beliren öfke, suratına gülümseme olarak yerleşti. “Hayal,” dedi, yaklaşırken. “Ne tesadüf.” İçimdeki öfkeyi bastırarak araya girdim. “Tesadüf değil. O benimle kahvaltıda.” Baran gözlerini bana dikti. “Sadece konuşmak istiyorum.” Hayal derin bir nefes alıp yerinde doğruldu. “Konuş Baran, ama bu son olsun.” Gözlerimi kısıp Baran’a baktım. Eğer bir yanlış yaparsa, pişman olacağını bilmesi gerekiyordu. Baran, Hayal’e döndü. “Seninle ilgili hislerim değişmedi.” İçimde bir yerlerde bir şeyler koptu. Hayal gözlerini kırpıştırdı. “Ama benim değişti. Ben artık Kuzey’in yanındayım.” Baran’ın yüzü gerildi. “Ona gerçekten güveniyor musun?” Bu laf bana…