Kalp Bağı

Bölüm 37: Ateşin Ortasında

Yazar:

Kalp Bağı - İpek🩷 kitap kapağı
Kalp Bağı kitap kapağı

Bir odanın içindeki hava, bazen sessizlikle dolar. Ama bu sessizlik huzurlu değildir. Aksine, içindeki fırtına öyle güçlüdür ki, insanın nefes almasını zorlaştırır. İşte şu an tam olarak bunu hissediyordum. Kapının eşiğinde duran Ece, üzerimizdeki sessizliği bir kılıç gibi kesiyordu. Gözlerinde hem meydan okuma vardı hem de sinsi bir zafer ifadesi. Kuzey’in yanında olmamdan hiç rahatsız değilmiş gibi duruyordu ama içten içe sinirli olduğu çok belliydi. Kuzey, kapının eşiğinde bir kaya gibi dimdik duruyordu. Gözleri daralmıştı, dudakları ince bir çizgiye dönüşmüştü. O, her zaman kelimeler yerine bakışlarıyla konuşan bir adamdı ve şu an söyledikleri netti: Burada ne işin var? Ama Ece umursamıyordu. “Beni içeri davet etmeyecek misin?” diye sordu, sanki buraya her zaman gelebilirmiş gibi. Kuzey’in sesi buz gibiydi. “Hayır.” İçimde tuhaf bir tatmin duygusu oluştu. Kuzey’in netliği, Ece’nin oyununun işlemediğini gösteriyordu. Ama Ece yılmazdı. Direndi. “Kuzey…” Sesini biraz daha yumuşattı. “Sadece konuşmaya geldim. Düşman değiliz, değil mi?” Kuzey, dişlerini sıktı. “Bence bu tartışmaya açık bir konu.” Ece, omuz silkerek gözlerini bana kaydırdı. İşte o an, asıl hamlesini yapacağını anladım. “Hayal, üzgünüm,” dedi. “Seni böyle bir durumun içine soktuğum için.” Kaşlarımı kaldırdım. “Hangi durumun içine soktuğunu sanıyorsun?” Gülümsedi, ama bu bir dostluk gülümsemesi değildi. “Bilmiyor musun? Ah, Kuzey… Gerçekten anlatmadın mı?” Kuzey’in yanımda hafifçe gerildiğini hissettim. Ama ben daha çok eğlendim. Çünkü ne yapmaya çalıştığını çok iyi anlamıştım. Beni şüphelendirmek, aramıza bir gölge düşürmek istiyordu. Ama bunu başaramazdı. Ellerimi kollarıma sardım, başımı yana eğdim. “Bana anlatmadığı şey ne?” Ece’nin gözlerinde zafer ışıltısı belirdi. “Biz, Kuzey’le, çok şey yaşadık.” İçimde en ufak bir kıskançlık bile hissetmedim. Sadece sıkıldım. Ece’nin, bana sinir krizi geçirteceğini sanmasına güldüm. Kuzey ve ben, zaten onun geçmiş olduğunu biliyorduk. Beni asıl eğlendiren, onun bunu yeni fark etmesiydi. “Biliyorum,” dedim basitçe. Ece’nin yüzü düştü. Kuzey hafifçe gülümsedi. “Ve?” diye ekledim. “Ne yapmamı bekliyorsun? Sizi alkışlamamı mı?” Ece’nin suratında küçük bir kasılma oldu. “Senin için kolay olabilir, çünkü her şeyi bilmiyorsun.” Kuzey derin bir nefes aldı. “Ece, yeter.” Ece ona döndü. “Yeter mi? Seninle bir geçmişimiz var, Kuzey. Beni nasıl böyle silip atabilirsin?” “Çok kolay oldu,” dedi Kuzey. Ece’nin gözleri büyüdü. Sonra çenesini kaldırdı, meydan okumaya devam etti. “Ama ben o kadar kolay vazgeçmem.” Bunu söyledikten sonra geri adım attı, bizi süzdü ve kapıdan çıkıp gitti. Bitti mi? Hayır. Bunun sadece başlangıç olduğunu biliyordum. O gece, Kuzey'in evinde kaldım. Konuşmadık. Sessizce kanepeye oturduk. Kuzey, parmaklarını saçlarımın arasından geçirirken gözlerim kapandı. İçimde hala bir gerginlik vardı, ama Kuzey’in dokunuşları onu eritiyordu. “Neden öyle baktın?” diye sordu fısıltıyla. “Neye?” “Ece’ye.” Gözlerimi açtım. “Nasıl baktım?” “Sanki bir çocukmuş gibi.” Güldüm. “Çünkü öyle.” Kuzey hafifçe kaşlarını kaldırdı. “Bundan emin misin?” Başımı ona yasladım. “Kuzey, Ece geçmişin. Ben senin şimdin ve geleceğinim.” Kuzey’in kaslarının gevşediğini hissettim. Sonra beni kendine çekti. Ellerini çeneme yerleştirip yüzümü kaldırdı. “Öyle misin?” Gözlerimi kısarak gülümsedim. “Bence, bunu kanıtlamam lazım.” Kuzey gülerek başını eğdi ve dudaklarını dudaklarıma kapattı. Öpücüğü, bir meydan okuma gibiydi. Sahiplenici, tutkulu, ama aynı zamanda sevgi doluydu. Ellerini belime yerleştirdiğinde, ben de parmaklarımı saçlarına doladım. Öpücüğümüz derinleşirken, her şeyin anlamını yitirdiğini hissettim. Ece bir tehdit değildi. Çünkü Kuzey bana aitti. Ve ben ona. Gecenin karanlığı içinde, birbirimize tutunarak, Ece’nin fırtınasına meydan okuyorduk.

Bölümün tamamını WritePad'de oku