Bölüm 24: Peşimizi Bırakmayan Geçmiş
Yazar: İpek🩷

Baran’ın gidişi huzur getirmemişti. O kapıdan çıkarken içimdeki sıkıntı da peşinden gitmemiş, aksine daha da büyümüştü. Kuzey’in masaya koyduğu kupanın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. "Ben onun sevgilisiyim," demesi, her şeyin üzerinde bir gölge gibi asılı kalmıştı. Kafeden çıktığımızda Kuzey sessizdi. Ben de öyle. Yanımda yürüyordu, elleri cebinde, yüzü sert bir ifadeyle kaplıydı. Gerginliği vücudundan hissedebiliyordum. "Hmm, sevgilim misin?" dedim cilveyle. Kuzey kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Sevgilinim güzelim hep de öyle kalacağım." Kafamı koynuna yasladım, o da çenesini saçlarıma dayadı. "Unutalım bugünü boş ver" O an içimde bir şeyler düğümlendi. Sesi samimiydi. Onunlayken kendimi güvende ve mutlu hissediyordum. Hiç olmadığım kadar hem de. Tam konuşacakken telefonum titredi. Çantamdan çıkarıp ekrana baktım. Baran. Yine. Gözlerimi devirdim. Kuzey ise bir an olsun gözünü telefondan ayırmadı. "Açacak mısın?" dedi, sesi alayla karışık bir soğukluk taşıyordu. "Hayır." Telefonu reddettim ama birkaç saniye sonra tekrar çaldı. Kuzey’in yüzü iyice gerildi. "Pes etmeyecek gibi duruyor." "İnan bana, ben de böyle beklemiyordum." Telefonu tekrar reddettim ve derin bir nefes alarak yürümeye devam ettim. Kuzey de peşimden geldi ama onun yürüyüşü daha sertti. Öfkesini bacaklarının ritminde bile görebiliyordum. Ertesi Gün Telefonum sabahın erken saatlerinden itibaren susmamıştı. Baran, bana mesajlar atıyordu. Önce özür dileyerek başlamıştı. "Sadece konuşmak istiyorum." Sonra, daha sert cümlelere geçmişti. "Beni böyle kolay silemezsin." Sinirim bozulmuştu. O kadar uzun zaman geçmişti ki, hayatıma tekrar dahil olabileceğini nasıl düşünebilirdi? Kuzey’i arayıp anlatmalı mıyım diye düşündüm. Ama sonra, ona yük olmak istemediğime karar verdim. Kendi geçmişimi temizleyemiyorsam, Kuzey’in bu karmaşanın içinde olmasını istemiyordum. Ama kader bana bu seçeneği sunmadı. O gün annemle birlikte evdeyken kapı çaldı. Annem mutfaktan seslendi. "Hayal, kapıya bakar mısın?" Ayağa kalkıp kapıya yöneldim. Ama kapıyı açtığımda içim buz kesti. Baran. Gözleri, her zamanki gibi ısrarcıydı. Elinde çiçekler vardı. Ama bu çiçekler masum bir niyetin hediyesi değil, inatçılığın bir göstergesiydi. "Ne işin var burada?" dedim dişlerimi sıkarak. "Sadece konuşmak istiyorum," dedi sakince. "Sana ulaşamayınca buraya geldim." Tam kapıyı kapatacaktım ki, bir anda arkamda annemin sesi duyuldu. "Hayal, kim geldi?" Baran hemen yüzüne kibar bir ifade takındı ve içeriye doğru seslendi. "Merhaba teyze, ben Baran. İpek’in eski arkadaşıyım." Annem şaşırdı. "Baran? Sen… Uzun zaman oldu. Gel içeriye." "Hayır, gelmiyor," dedim hemen, Baran’ı engelleyerek. Ama annem, iyi niyetliydi. İçeri çağırdığı birini geri çevirmek ona göre değildi. Baran içeri adım attığında öfkeden deliye dönüyordum. Ona hiçbir şey borçlu değildim. Ama annem de farkında olmadan onu içeri almıştı. İçeri geçtiğimizde babam da televizyon izliyordu. Bizi görünce şaşkınlıkla doğruldu. "Baran?" dedi, gözleri büyüyerek. "Sen hâlâ buralarda mıydın oğlum?" Beni bir an olsun fark etmeyen babam, Baran’a sıcak bir şekilde gülümsedi. Bu anı daha da sinir bozucu yapıyordu. "İşlerim nedeniyle hep gidip geliyorum amca," dedi Baran, samimi bir şekilde. Kendimi o an fazlalık gibi hissettim. Bu adam benim aileme benden daha yakındı sanki. Tam bir şey söyleyecekken kapı bir kez daha çaldı. Annem yine bana baktı. "Bak kızım, kim gelmiş?" Kapıyı açtığımda, içimdeki öfke tamamen başka bir şeye dönüştü. Kuzey. Gözleri hemen Baran’ı buldu ve yüzündeki sertlik o anda iki katına çıktı. "Bölmeye gelmedim ama içeri girmem gerektiğini düşündüm," dedi Kuzey, sesi buz gibiydi. Onu içeri aldım. Kuzey içeri girer girmez Baran’la göz göze geldi. O an odadaki hava değişti. Kuzey’in enerjisi, bütün alanı kaplamıştı. Annem ve babam bile onun farkını hissetmişti. "Baran," dedi Kuzey, sesi kontrolsüz bir öfkeyle doluydu. "Sanırım burada bir yanlış anlaşılma var. Hayal’in hayatında senin bir yerin yok." Baran kaşlarını kaldırdı. "Buna İpek kara…