Kalp Bağı

Bölüm 16: Kaçınılmaz

Yazar:

Kalp Bağı - İpek🩷 kitap kapağı
Kalp Bağı kitap kapağı

Bazı anlar önceden planlanmaz. Olacağını bilmezsin, hatta olmasını istemediğini sanırsın. Ama geldiğinde, seni içine çeker. Tüm mantığını susturur, her şeyi siler ve sadece o ana mahkûm eder. Hayal tam karşımdaydı. Gözleri, içimde bastırmaya çalıştığım her duyguyu çekip çıkarıyordu. Kaçacak hiçbir yerim yoktu. Kaçmak da istemiyordum. Öylece durdu. Sadece baktı. O kadar masum, o kadar ürkek ve bir o kadar da meydan okuyarak… Parmaklarımı istemsizce yanağına uzattım. Tenine dokunduğum anda gözlerini kapattı, nefesi hafifçe kesildi. Beni hissediyordu. Ve ben de onu hissediyordum. Bu delilikti. Ama en güzel delilikti. Yüzümü biraz daha yaklaştırdım. İçimdeki her şeyi susturdum. Mantığımı, geçmişimi, duvarlarımı… Ve sonunda… Dudaklarım, onun dudaklarına değdi. Hayal ürperdi. Ellerinin hafifçe yumruk olup açıldığını hissettim. Birkaç saniye duraksadı, sonra içindeki çekimi daha fazla bastıramadı ve kollarını boynuma doladı. O an bitti. Kaçmaya çalıştığım her şey o an yok oldu. Öpücüğü derinleştirdiğimde, teni titredi. Ellerim, yüzünden boynuna doğru kayarken, o kadar gerçekti ki… Bu anı daha önce yaşamış olamazdım ama o kadar tanıdıktı ki, sanki yıllardır burada olmalıymış gibi. Hayal, dudaklarını yavaşça aralayıp nefesini bıraktığında, içimdeki bir düğüm çözüldü. Ama aynı anda başka bir şey oldu. Artık geri dönüş yoktu. Ne ben ondan uzaklaşabilirdim. Ne de o, benden kaçabilirdi. Bazı anlar kelimelere sığmaz. Ne hissettiğini anlatabilmek için hangi cümleyi kursan eksik kalır. İşte o anlardan birindeydim. Kuzey… Dokunuşu hâlâ tenimdeydi. Dudakları dudaklarımda. Nefesi boynuma düşerken, içimde alev alev yanan bir şey vardı. Ama bu sadece bir çekim değildi. Daha derindi. Daha anlamlıydı. Dünyanın en büyük sırrını paylaşmışız gibi hissettim. Geri çekildiğinde gözlerini açtı. Bakışları karışıktı. Ne düşündüğünü anlamak istedim ama ben bile ne düşündüğümü bilmiyordum. Ellerim hâlâ boynundaydı, ama sanki az önce olan şey gerçek değilmiş gibi hissettiriyordu. Ne diyeceğimi bilemedim. O da bilmiyordu. Sessizlik çığlık gibi üzerimize çöktü. Sonra… Kuzey hafifçe gülümsedi. “Kaçmayacaksın, değil mi?” dedi alçak bir sesle. Sesinde o kadar çok şey vardı ki… Korku, tereddüt, umut… Başımı iki yana salladım. “Kaçmak istemiyorum.” Bunu söyledim çünkü gerçekti. Ama gerçek olmasına rağmen, içimde bir şey hâlâ titriyordu. Kuzey’in ne düşündüğünü bilmek istiyordum. Bunun ne anlama geldiğini. Yarın sabah her şey değişecek miydi? Beni bu kadar sarsan bir şey, onun için ne ifade ediyordu? Elimi tuttu. “Seni öptüm çünkü… artık daha fazla kaçamayacağımı fark ettim.” İçim ısındı. “Sence kaçmalı mıyız?” diye fısıldadım. Elimi tuttuğu gibi sıktı. “Hayır.” Bu kadar kesin konuşması beni ürkütmeliydi belki de ama ürkütmedi. Yüzüme uzun uzun baktı. Ellerini saçlarıma götürdü, parmaklarını hafifçe dolaştırdı. Kalbim delice atıyordu. O gece orada saatlerce öyle kalabilirdik. Ama dünya bizim etrafımızda durmadı. Telefonuma gelen mesaj sesi, atmosferi aniden parçaladı. İrkildim. Kuzey hafifçe gözlerini devirdi. “Gerçekten mi?” diye mırıldandı. İstemeye istemeye telefonuma baktım. Asya: Neredesin? Acil konuşmalıyız. Yüzümün ifadesi değişmiş olmalı ki Kuzey kaşlarını hafifçe çattı. “Kim?” Telefonumu kapatıp yere bıraktım. “Asya. Acil bir şey varmış.” Kuzey başını salladı. “Gitmen gerekiyor mu?” Ona baktım. Gerçekten gitmek istiyor muydum? Hayır. Ama Asya böyle yazıyorsa gerçekten bir şey vardı. Derin bir nefes aldım. “Seni… yarın görebilir miyim?” Kuzey hafifçe eğilip alnımı öptü. “Görmezsen deliririm.” Gülümsedim. İşte o an anladım. Bu sadece bir öpücük değildi. Bu bir başlangıçtı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku