Bölüm 13: Kilit Noktası
Yazar: İpek🩷

Kuzey’in gözleri Hayal’e takılı kaldı. Ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, ne kadar mesafe koymaya niyetlenirse niyetlensin, bazı şeylerin önüne geçemiyordu. İçinde bir yerlerde yanmaya başlayan o ateşi bastırmaya çalışmak giderek zorlaşıyordu. O akşam, hiç planlamadığı bir şekilde, yine karşı karşıya gelmişlerdi. Hayal kahve fincanına sarılmış, Kuzey’in gözlerinin içine bakıyordu. Ortamda garip bir sessizlik hâkimdi. Rahatsız edici değildi, aksine, fazlasıyla yoğun ve anlamlıydı. “İnsan, içinde bulunduğu umutsuz koşullarda bazen bir zinciri bir saç teliyle koparabileceğini sanır,” dedi Hayal aniden, sesi tüy gibi hafifti ama cümle havada yankılandı. Kuzey’in kaşları hafifçe çatıldı. Repliği hemen tanımıştı. Hafızası kuvvetliydi ve İpek’in de kitaplara düşkün olduğunu biliyordu. “Bir idam mahkumunun son günü,” dedi Kuzey usulca, gülümseyerek. “Victor Hugo.” Hayal başını hafifçe eğdi. “Evet. Ve bazen biz de kendimizi o mahkûm gibi hissediyoruz. Kaçmaya çalışıyoruz ama kaçamayacağımızı biliyoruz.” Kuzey başını iki yana salladı. “Ama yine de kaçmayı deniyoruz.” Hayal derin bir nefes aldı. “Çünkü korkuyoruz.” Kuzey, bu cümleye karşılık vermedi. Sadece Hayal’i izledi. Onun bu kadar açık olması, duygularını saklamaması, Kuzey’in içinde bir şeyleri daha da körüklüyordu. Ona bakarken içindeki duvarların birer birer yıkıldığını hissediyordu. Hayal elini masanın üzerine koydu. Kuzey’in gözleri, istemsizce onun ince parmaklarına takıldı. Bir an, elini uzatıp dokunmak istedi. Ama kendini durdurdu. “Biliyor musun, bazen seni çözmek istiyorum,” dedi Hayal, Kuzey’in gözlerinin içine bakarak. “Ama ne zaman sana biraz yaklaşsam, sen daha da derine saklanıyorsun.” Kuzey derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. “Belki de çözülmek istemiyorumdur.” Hayal gülümsedi. “Yanlış. Eğer gerçekten istemeseydin, burada oturmazdın.” Kuzey başını eğdi. Hayal haklıydı. Burada oturuyor olması bile aslında içinde bir şeylerin değiştiğinin kanıtıydı. Ama bunu kabullenmek? İşte o daha zordu. Saat ilerledikçe, ortam daha da ağırlaşıyordu. Aralarındaki enerji, kelimelerden çok daha fazlasını söylüyordu. Ama ikisi de o son adımı atmaktan kaçınıyor gibiydi. Hayal bir an duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi. “Kuzey?” Kuzey başını kaldırdı. “Efendim?” Hayal, gözlerini onun gözlerine kilitledi. “Benden korkuyor musun?” Kuzey kaşlarını çattı. “Ne?” Hayal omuz silkti. “Bence korkuyorsun. Benden, bizden, olacaklardan... Belki de hissetmekten korkuyorsun.” Kuzey bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi. “Belki.” Hayal’in gülümsemesi genişledi. “İşte, itiraf ettin.” Kuzey başını iki yana salladı ama gözleri Hayal’den ayrılmadı. O an, içinden geçen tek bir şey vardı. Yaklaşmak. Daha fazla kaçmamak. Ama nasıl? O an Hayal hafifçe eğildi, masaya daha yakınlaştı. Kuzey nefesini tuttu. Ve sonra, Hayal’in telefonu çaldı. Kuzey, bir an için içindeki hayal kırıklığını bastıramadı. Ama Hayal’in ekranına bakıp yüzünün ifadesinin değiştiğini görünce, içindeki tüm düşünceler dağıldı. Hayal, telefonu açmadan önce derin bir nefes aldı. “Gitmem gerekiyor,” dedi fısıltıyla. Kuzey başını salladı. Ama içinden geçenleri söylemedi. Çünkü eğer söylerse, geri dönüşü olmayacağını hissediyordu. Ve belki de en çok bundan korkuyordu.