Bölüm 11: Bir Adım Daha
Yazar: İpek🩷

Bazı insanlar hayatına fark ettirmeden girer. Sessizce, planlamadan, hiçbir işarete ihtiyaç duymadan… Ama girdikleri an, hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Hayal de öyleydi. Önce masum bir sohbet, sonra tesadüfi karşılaşmalar derken, şimdi farkında olmadan onu daha fazla görmek için yollar arıyordum. O kahverengi gözleri, neşeli gülüşü, en basit şeylere bile derin anlamlar yükleyen bakış açısı… Tuhaf bir şekilde ilgimi çekiyordu. Ve itiraf etmem gerekirse, bu durumdan kaçmak istiyordum. Ama kaçmıyordum. Bu akşam da öyle bir akşamdı. İstanbul'un ışıkları sahilde yansıyordu. Deniz, şehri içine çekmeye hazır bir bilinmezlik gibi dalgalanıyordu. Yanımda yürüyen kız, çenesini montunun içine gömmüş, rüzgârın ona dokunmasını engellemeye çalışıyordu. “Bence kış akşamlarının en güzel yanı, sıcacık bir çay içmek,” dedi aniden. Kaşlarımı kaldırdım. “Çay? Çok sıradan.” “O zaman sen söyle, kışın en güzel yanı ne?” Bir an düşündüm. Sonra ona döndüm. “Sessizlik.” Hayal başını kaldırıp bana baktı. “Nasıl yani?” “Kış, her şeyi yavaşlatıyor. İnsanlar daha az dışarı çıkıyor, gürültü azalıyor. Kar yağdığında mesela, o sessizlik… Saf ve temiz bir şey gibi.” Bir an durdu, gözleri dikkatlice yüzümü inceledi. Sonra hafifçe gülümsedi. “Hiç böyle düşünmemiştim. Belki de sessizliği seviyorum demek yerine ‘huzur’ demeliydin?” Omuz silktim. “Huzur biraz fazla romantik bir kelime.” Hayal hafifçe güldü. “Sana göre romantik olan her şeyden kaçıyor gibi bir halin var.” Onun bu kadar dikkatli olması canımı sıkmalıydı belki de. Ama sıkmıyordu. Hoşuma gitmişti. “Çünkü çoğu şey abartılıyor,” dedim. “İnsanlar büyük sözler etmeyi seviyor ama içini dolduramıyorlar.” Hayal hafifçe başını eğdi, düşündü. “Belki de bazen sadece hissetmek yetiyordur. Büyük sözlere ihtiyaç duymadan da yaşanabilir.” Sessizce yürümeye devam ettik. Aramızdaki hava, alışılmışın dışında bir elektriğe sahipti. Hayal’le konuşmak kolaydı ama aynı zamanda rahatsız edici bir yönü vardı. Çünkü konuştukça, benden daha fazlasını çekip alıyordu. Ve ben buna izin veriyordum. “Sen?” diye sordum bir süre sonra. “Sana göre kışın en güzel yanı ne?” Hayal gülümsedi. “Bence insanlar kışın daha samimi oluyor. Daha içten, daha gerçek.” Kaşlarımı çattım. “Neden?” “Çünkü herkes üşüyor ve sıcak bir şeyler arıyor. Bazen bir kahve, bazen bir sohbet, bazen sadece bir bakış… Ama kışın kimse yapmacık olmuyor. Soğuk her şeyi gereksiz ayrıntılardan arındırıyor.” Gözlerimi ondan ayırmadım. O kadar basit bir cümlede, bu kadar anlam nasıl olabilirdi? “Bence bu biraz fazla romantik bir bakış açısı,” dedim, gülümseyerek. “Belki de öyle,” dedi. “Ama hayatı böyle görmek hoşuma gidiyor.” Bu kız farklıydı. Çok farklıydı. Bir an sustuk. Ama bu, o gergin sessizliklerden değildi. Aksine, sanki kelimelerden daha fazla şey anlatıyordu. Hayal, saçlarını rüzgârdan korumak için eliyle savurdu. Ben ise farkında olmadan ona biraz daha yaklaştım. Belki de, artık bazı şeylerden kaçmamam gerekiyordu.