2.Bölüm "Kalbe Gömülen Bir Çocukluk..."
Yazar: elifyvz

2. BÖLÜM "Kalbe Gömülen Bir Çocukluk..." 🗡️ Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı. Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı! Yaşar Kemal 🗡️ "Kocaman kalbinde küçücük bir dünya vardı. Ve o dünyayı... bir gecede başına yıkmışlardı. En çok da, varla yok arasında kalan o küçücük yüreği... vatansız kalmıştı." Hayatı boyunca yaşadığı en kısa geceydi; her şey bir anda, nefes alıp vermek kadar kısa bir sürede olup bitmişti. Ama aynı zamanda hayatının en uzun gecesiydi... öyle uzun, öyle ağırdı ki zaman o an durmuş, saniyeler birbirine dolanmış, gecenin karanlığı sabaha rağmen içinden çıkamayacağı bir kuyuya dönüşmüştü. Küçük kalbiyle anlamaya çalıştığı dünya o gece paramparça olmuştu. Aklı, annesinin örgü örerken kullandığı ipler gibi birbirine dolanmış, hangi ucundan tutsa çözülmeyecek düğümlerle sarılmıştı. Düşüncelerinin içinden çıkamıyor, gördükleriyle anlamlandıramadıkları arasında sıkışıp kalıyordu. Küçücük yüreği kaldırabileceğinden çok daha fazla duyguyla doluydu; öfke, korku, acı ve hüzün birbirine karışmış, içinde kabaran bir fırtınaya dönüşmüştü. O an avazı çıktığı kadar bağırsa, sesiyle karşısındaki dağları yerinden sökecek, içindeki yükü dünyaya haykıracak gibiydi. Ama yapmadı. Yapamadı. Çünkü annesinin sesi hâlâ kulaklarındaydı. Titreyen ama kararlı o ses, "Sakın konuşma," diyordu, "ne olursa olsun sesini çıkarma." O sözler küçük zihninde bir emir gibi yankılanmış, korkunun ortasında tutunduğu tek şey olmuştu. En ufak bir çıt... her şeyi mahvedebilirdi. Maral buna inandı. İnanmak zorundaydı. Nefesini tuttu. Gözlerini sıktı. Kalbi göğsünü parçalayacak kadar hızlı atmasına rağmen kıpırdamadı. İçinde kopan fırtınayı bastırdı, gözlerinden taşmak isteyen yaşları içine akıttı, dudaklarını sımsıkı kapattı. Ve o an... farkında bile olmadan hayatının geri kalanını belirleyecek kararı verdi: Susmayı seçti. Çünkü bazen susmak, hayatta kalmanın tek yoluydu. Bazen bir çocuk, dünyası başına yıkıldığında bile sessiz kalmayı öğrenirdi. Ve o gece... Maral sadece ailesini kaybetmedi; sesini, kelimelerini, çocukluğunu da o karanlığın içinde bıraktı. Güneş, tüm dünyanın üzerine doğardı. Ama bazı ruhlar... karanlıkta kalmaya mahkum edilirdi. O kara gecenin ardından sabah yine olmuştu. Gökyüzü aydınlanmış, ışık yeryüzüne yayılmıştı. Ama küçük kızın içi... hâlâ geceydi. Öyle bir karanlıktı ki bu, en ufak bir ışık bile içine değemiyordu. Sanki ışık ona ulaşmayı unutmuştu. ⚡️ Perdenin arasından sızan solgun gün ışığı odanın içine usulca yayılıyordu. Havada asılı kalan toz zerrecikleri o ışığın içinde ağır ağır süzülüyor, her şey olduğundan daha sakin görünüyordu. Dışarıda hayat devam ediyordu. Dünya yerli yerindeydi. Gerçek değişmemişti. Maral bunu iliklerine kadar biliyordu. Gözleri açıktı. Ne zamandır uyanıktı, kendisi bile bilmiyordu. Belki hiç uyumamıştı. Küçük bedeni hâlâ aynı pozisyonda, kasılmış haldeydi. Üzerine örtülen battaniye omzundan kaymıştı ama düzeltmedi. Üşüdüğünü de hissetmiyordu. Ya da belki... hiç olmadığı kadar üşüyordu. Çünkü artık koca dünyada yapayalnızdı. Yapayalnızlardı. Gece boyunca yaptığı her küçük hareket... Yiğit içindi. Gözlerini kapatmadan, nefesini tutar gibi yaşayarak bütün gece onu izledi. Defalarca eğildi, nefes alıp almadığını kontrol etti. Her seferinde biraz daha yaklaştı, biraz daha sessiz oldu. Sanki en ufak bir hata onu da elinden alacakmış gibi. Ayağından çıkan patiği fark ettiğinde, parmakları titremedi. Öyle narin, öyle dikkatliydi ki... sanki kırılgan bir dalı yerine koyar gibi aldı o küçücük şeyi. Yavaşça, incitmeden giydirdi. Sonra battaniyenin altına soktu, üstünü düzeltti. Gözünü ondan bir an bile ayırmadı. Çünkü artık geriye kalan sadece oydu. Anne ve babasının emaneti... Ve Maral ona gözü gibi bakıyordu. Bakacaktı. Hayatı boyunca. Çünkü annesi... onu, ona emanet etmişti. O an, kelimelerle değil, korkuyla ve kayıpla mühürlenmiş bir söz verdi kendine. Kimse duymadı. Ama o... asla unutmayacaktı. Sonra tekrar hareketsizleşti. Yine pencereye baktı. Yine hiçbir şey yok…