Bölüm 1 – Yeniden Karşılaşmak
Yazar: Luna

İnsan bazen kaderin ikinci bir şansı olduğuna inanırdı. Bazıları ise kaderin yalnızca yarım bıraktığı hikâyeleri tamamlamak için geri döndüğünü söylerdi. Ela, buna hiçbir zaman inanmamıştı. Ta ki o sabaha kadar… Ankara’nın gri gökyüzü ince ince yağmur bırakıyordu. Şehrin en büyük özel hastanesinin önünde siyah araçlar peş peşe duruyor, gazeteciler giriş kapısında bekliyordu. “Profesör birazdan ameliyattan çıkacak.” “Bugünkü operasyon tam sekiz saat sürdü.” “Yine imkânsız denilen vakayı kurtarmış.” İnsanlar tek bir ismi konuşuyordu. Prof. Dr. Leon. Türkiye’nin en başarılı kalp ve damar cerrahı. Otuz iki yaşında olmasına rağmen sayısız ödül kazanmış, adını dünyanın en iyi doktorları arasına yazdırmıştı. Kimileri ona “mucize doktor” diyordu. Kimileri ise “buz adam.” Çünkü Leon hiçbir zaman duygularını belli etmezdi. Ne gülerdi… Ne sinirlenirdi… Ne de birine gereğinden fazla yaklaşırdı. Hayatını yalnızca hastalarına adamıştı. Sekiz yıl önce… Üniversite Tıp Fakültesi. İlk ders günü… Amfi her zamanki gibi kalabalıktı. Ela heyecandan ellerini birbirine kenetlemişti. Çocukluğundan beri tek hayali doktordu. Annesine verdiği sözü tutacaktı. İnsanları iyileştirecekti. Tam boş bir sıra ararken bir çocuk dikkatini çekti. En ön sırada oturuyordu. Sarı saçları güneş ışığında altın gibi parlıyor, mavi gözleri elindeki anatomi kitabına odaklanmıştı. Sınıftaki çoğu kız gizlice ona bakıyordu. Ama o kimseyi umursamıyordu. Ela istemsizce birkaç saniye daha baktı. Sonra kendine kızdı. “Ne yapıyorsun sen?” Tam o sırada elindeki kitaplar yere düştü. Sayfalar amfinin basamaklarına yayıldı. “Ah…” Eğileceği sırada bir el kitaplarını uzattı. “Sanırım bunlar senin.” Ela başını kaldırdı. Karşısında az önce baktığı çocuk duruyordu. Mavi gözleri ilk kez ona bakıyordu. “Teşekkür ederim.” “Leon.” “…Ela.” Kısa bir sessizlik oldu. “İlk gün mü?” Ela gülümsedi. “Evet.” “Benim de.” Sonra ikisi farklı sıralara geçti. İkisi de bunun yalnızca kısa bir tanışma olduğunu sandı. Ama kader onlar için başka planlar hazırlıyordu. Aylar geçtikçe aynı laboratuvar grubuna düştüler. Beraber kadavra derslerine girdiler. Beraber sabahlara kadar kütüphanede çalıştılar. Beraber sınav stresini yaşadılar. Leon dışarıdan soğuk görünse de çalışkan, disiplinli ve yardımseverdi. Ela ise neşeli, anlayışlı ve herkesin sevdiği biriydi. Zaman geçtikçe Ela’nın kalbi farkında olmadan Leon’a ait olmaya başladı. Onun gülüşünü ezberledi. Sinirlendiğinde kaşlarını nasıl çattığını… Ders anlatırken nasıl heyecanlandığını… Kahveyi şekersiz içtiğini… Her ayrıntıyı biliyordu. Ama Leon’un baktığı kişi hiçbir zaman Ela değildi. Üçüncü sınıftaki Sofia… Leon ne zaman onu görse yüzünde hafif bir gülümseme belirirdi. Ela bunu fark etmemiş gibi davranırdı. Ama her gece yastığına başını koyduğunda aynı cümleyi fısıldardı. “Keşke bana da bir kez öyle baksaydın…” Hiçbir zaman söylemedi. Çünkü sevmenin bazen sessiz kalmak olduğunu düşünüyordu. İkinci sınıfın sonunda Ela’nın hayatı bir gecede değişti. Babası ağır bir iflas yaşamıştı. Evlerine haciz gelmişti. Annesi hastalanmıştı. Ela hem çalışıp hem tıp okumaya çalıştı. Ama yetişemiyordu. Bir gün öğrenci işlerine gidip kaydını dondurmak istedi. Sonra kararını değiştirdi. Kaydını tamamen sildirdi. Kimseye haber vermedi. Ne arkadaşlarına… Ne hocalarına… Ne de Leon’a… Sadece gitti. Leon bunu günler sonra öğrendi. “Ela mı?” “Kaydını sildirmiş.” “Nereye gitmiş?” “Bilmiyoruz.” O gün ilk defa ders çalışamadı. Onu aradı. Telefon kapalıydı. Eski evine gitti. Taşınmışlardı. Sanki Ela hiç yaşamamış gibiydi. Ama zaman kimseyi beklemiyordu. Leon mezun oldu. Uzmanlığını tamamladı. Ve yıllar içinde ülkenin en başarılı kalp cerrahlarından biri hâline geldi. Bugün… Ela bekleme salonunda oturuyordu. Ellerindeki dosyayı o kadar sıkıyordu ki parmakları bembeyaz olmuştu. Son aylarda göğsündeki ağrılar dayanılmaz hâle gelmişti. Nefesi sık sık kesiliyor, merdiven çıkarken yoruluyordu. Doktoru onu tek bir isme yönlendirmişti. Prof. Dr. Leon. İsmi duyduğu an kalbi hastalığından daha hızlı…