2. Bölüm
Yazar: İpek🩷

Araba, farların aydınlattığı dik yokuşu tırmanıp nihayet devasa çam ağaçlarının arasında tek başına yükselen dağ evinin önünde durduğunda, motorun o canavarca uğultusu yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Camin dışındaki zifiri karanlık, etrafımızı bir duvar gibi sarmıştı. Sadece gökyüzündeki yarım ayın soluk ışığı, evin ahşap duvarlarına vuruyordu. Emniyet kemerimin mekanik sesi arabanın içinde yankılandığında, oturduğum koltukta kaskatı kesilmiş bir halde dışarıya bakıyordum. Kaçmıştım. Her şeyi, herkesi, çocukluğumdan beri tek bir günü için hayal kurduğum o evlilik masalını arkamda bırakıp Cenk'in en yakın arkadaşıyla bilinmezliğe kaçmıştım. Miran arabadan indi. Onun kapıyı kapatma sesiyle birlikte irkildim. Ağır, ritmik adımlarla arabanın önünden geçip benim tarafıma geldi ve kapımı açtı. Gecenin buz gibi havası gelinliğimin açıkta kalan omuzlarıma çarptığı an titredim. Miran, tek bir kelime bile etmeden üzerindeki şık siyah ceketini çıkardı ve omuzlarıma yerleştirdi. Ceketinden yayılan o yoğun odunsu parfüm ve kendi teninin sıcaklığı, saniyeler içinde bütün benliğimi sardı. "Geldik," dedi, sesi ormanın sessizliğini bölmeyen boğuk bir fısıltı gibiydi. "Hadi, içeri girelim." Arabadan indiğimde, gelinliğimin upuzun tülleri çakıllı toprağa serildi. Miran elimi tutmadı ama adımları tamamen benim hızıma göre ayarlanmıştı. Merdivenleri çıkıp eve girdiğimizde, kapıyı arkamızdan kapatıp kilitledi. O kilit sesi, geçmişimin üzerine çekilen en büyük sürgülü kapıydı. Evin içi loş ve sıcaktı. Şöminede hafifçe çıtırdayan odunların kokusu odaya yayılmıştı. Salonun ortasında öylece kalakaldım. Üzerimdeki bu bembeyaz gelinlikle, bu yabancı evde o kadar eğreti duruyordum ki, nereye bakacağımı, ellerimi nereye koyacağımı bilemedim. Miran arkamda durmuş, sessizce beni izliyordu. Bakışlarının ağırlığını sırtımdaki dekoltenin her bir santiminde hissedebiliyordum. "Bu... bu gelinlikten kurtulmam lazım," diye fısıldadım, boğazım kurumuştu. "Nefes alamıyorum Miran. Bu kıyafetin içindeyken boğuluyor gibi hissediyorum." Miran ağır adımlarla bana doğru yaklaştı. Aramızdaki mesafe tamamen kapandığında, arkamda duran devasa bir gölge gibiydi. "Dön arkana," dedi, sesi her zamankinden daha pes, daha derinden geliyordu. Yavaşça ona doğru döndüm, sırtım ona dönük halde durdum. Kalbimin ritmi o kadar hızlanmıştı ki, şöminenin çıtırtısını bile duyamaz olmuştum. Miran’ın iri, sıcak parmakları gelinliğimin arkasındaki gizli fermuarın metaline dokundu. O soğuk metalin tenime değdiği an vücudumdan yukarıya doğru bir ürperti dalgası yayıldı. Miran, fermuarı yavaşça, neredeyse canımı yakmaktan korkar gibi milim milim aşağıya doğru çekmeye başladı. Kumaşın birbirinden ayrılma sesi odadaki tek melodiydi. Fermuar tamamen indiğinde, gelinliğin üst kısmı omuzlarımdan aşağıya doğru hafifçe gevşedi. Miran'ın elleri omuzlarımda kaldı. Parmak uçları, Cenk'in birkaç saat önce hırsla kavradığı ve morarttığı o tenimin üzerinde hafifçe gezindi. Onun dokunuşu o kadar şefkatli, o kadar korumacıydı ki, gözlerimi kapatmamak için kendimi zor tuttum. "Sana zarar vermesine bir daha asla izin vermeyeceğim İzem," diye fısıldadı tam kulağımın arkasından. Nefesi tenimi yalayıp geçerken içimin titrediğini hissettim. "O şerefsiz senin tek bir saç teline bile dokunamayacak artık." Bilmiyordum... Miran bu sözleri söylerken içindeki o çocukluktan beri biriken yanardağı nasıl bastırmaya çalıştığını, bana sarılmamak için kendine nasıl acımasızca ket vurduğunu bilmiyordum. O sadece en yakın arkadaşının pisliğini temizleyen sadık bir dost rolü oynamıyordu; o, yıllardır rüyalarında bile dokunmaya kıyamadığı kadını nihayet kendi evinde, kendi kollarının uzanabileceği bir mesafede görmenin sarhoşluğunu yaşıyordu. Ama yaralıydım, canım acıyordu ve Miran bunu suistimal etmeyecek kadar asil bir adamdı. Gelinliğin gevşeyen eteklerini ellerimle tutarak ona doğru döndüm. Miran’ın ceketi hâlâ omuzlarımdaydı. Gözlerinin içine baktım; o dipsiz, simsiyah harelerin arkasında adını koyamadığım ama beni içine ç…