Bölüm 2
Yazar: next

"Bir bakıyorsun 'hayatta yapmam' dediğin şeyin başrolündesin." Paul Auster 🏀 Ilgaz'ın tam karşısında, o ana kadar arabanın gölgesinde kaldığı için fark etmediğim sarışın, adeta magazin dergilerinden fırlamış gibi duran son derece güzel bir kadın belirdi. Üzerindeki lüks tasarım kıyafetleri, mini eteği ve tepeden tırnağa aşko kuşko diye tabir edilen o influencer estetiğiyle baştan aşağı buram buram zenginlik kokuyordu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, sarışın kadın yüksek topuklularının üzerinde hafifçe yükseldi. Hiç duraksamadan, büyük bir aşinalıkla kollarını Ilgaz'ın geniş omuzlarına, boynuna doğru doladı ve ona sıkıca sarıldı. Dışarıdan bakıldığında, otoparkın ortasındaki bu manzara tek bir kelimeyle özetlenebilirdi. Kusursuz iki sevgili. Magazin muhabirlerinin yakalamak için günlerce nöbet tutacağı, yüksek tansiyonlu ve romantik bir tablonun tam ortasıydı. Fakat benim dikkatimi çeken asıl şey başkaydı. Sarışın kadın ona ne kadar büyük bir tutkuyla sarılırsa sarılsın, Ilgaz'ın kollarından biri hâlâ cebindeydi. Gövdesi ve duruşu tamamen hareketsiz kalmıştı. Mavi gözleri, kadının omzunun üzerinden doğrudan otoparkın çıkışına, yani tam olarak benim durduğum yöne doğru çevrildi. Göz göze geldik. Ilgaz, boynuna dolanan kollara zerre tepki vermeden, pürüzsüz ve hiçbir duygu barındırmayan ifadesiz bakışlarını doğrudan benim şaşkınlıkla açılan koyu kahve gözlerime dikti. Otoparkta rüzgar bıçak gibi kesildi, zaman durdu. Ve ben, o siyah lüks arabanın yanında duran bu iki insanın yarattığı yeni kriz dalgasına bakarken, bu işin sadece bir ses kaydından ibaret olmayacağını o an çok daha iyi anladım. O an içimde en ufak bir kişisel rahatsızlık uyanmadı. Hissettiğim tek şey, zihnimde çalan kırmızı alarm sesiydi. Beynim anında risk analizi yapmaya başladı. Eren'in sızdırdığı ses kaydının yankıları sokaktaki taraftara kadar ulaşmışken, basın kulüp binasından gelecek resmi bir yalanlama ya da basın bülteni bekliyordu. Böyle bir atmosferde, takımın yıldız oyuncusunun otopark gibi açık ve kameralara müsait bir alanda hiçbir şey olmamış gibi rahat tavırlar sergilemesi tam bir imaj felaketiydi. Medya bu görüntüyü doğrudan, "Krizi umursamıyor, hayatına bakıyor" diye servis ederdi. Haklıyken haksız duruma düşmek, tam olarak böyle stratejik hatalarla başlardı. Adımlarımı yavaşlatmadan, aralarındaki mesafeyi koruyacak bir noktada durdum. Ilgaz, kadının omzunun üzerinden doğrudan bana baktı. Yüzümdeki ciddi ve mesafeli ifadeyi bozmadan, sesimi ne çok sert ne de çok yumuşak tutarak doğrudan ona hitap ettim. "Ilgaz Bey," dedim, aramızdaki sınırı net bir şekilde çizerek. "Bölmek istemezdim ancak şu an tesislerin çevresinde ciddi bir basın hareketliliği var." Boynundaki kollar yavaşça gevşerken, yanındaki kadın şaşkınlıkla karışık bir hoşnutsuzlukla bana döndü. Ona karşı nezaketimi bozmadan, hafifçe başımla selam verdim ve bakışlarımı tekrar Ilgaz'a çevirdim. "Ses kaydıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yayınlamadık. Sponsorların ve kulüp yönetiminin gözü üzerinizdeyken, dışarıdan görünmeye bu kadar müsait bir alanda bu şekilde rahat bir imaj çizmeniz, basına krizi ciddiye almıyor kozu verecektir. Bu da kulüple yapacağımız görüşmelerdeki pazarlık payımızı zayıflatır." Ilgaz, söylediklerimi tartar gibi sessizce yüzüme baktı. Mavi gözlerinde az önceki alaycı ifadeden eser yoktu, durumun ciddiyetini analiz ediyordu. Yanındaki kadın ise aralarındaki sessizlikten rahatsız olarak Ilgaz'ın koluna dokundu ve "Ilgaz, kim bu? Ne açıklaması?" diye sordu. Kadının sorusunu duymazdan gelerek, doğrudan muhatabıma son uyarımı yaptım. "Görüşmelerinizi daha korunaklı bir alanda sürdürmeniz, basından zarar görmemeniz adına en doğrusu olacaktır." diye ekledim bakışlarımı ondan ayırmadan. "Ben ajansın ofisine geçip röportaj taslak metnini hazırlayacağım." Ilgaz zaten gitmeye hazırlanıyordu, yanındaki kadının varlığı ve arabanın açık kapısı da niyetini açıkça belli ediyordu. Bu krizin ortasında bile kendi planlarından ödün vermeye niyeti yok gibiydi. Söylediklerimin ardı…