31. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

31. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 31 Söz merasiminin üzerinden üç hafta geçmişti. Sonbahar, şehri yavaş yavaş kışa hazırlıyordu. Sabahın erken saatlerinde ince bir ayaz vardı. Ağaçların dallarında kalan son sarı yapraklar da rüzgâra teslim olmaya başlamıştı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Ama iki ailenin içinde güneşli bir heyecan vardı. Çünkü. Nişana yalnızca on gün kalmıştı. Zümra, her zamanki gibi sabah namazının ardından Kur'an-ı Kerim okudu. Sonra penceresini açtı. İçeri dolan serin hava yüzünü okşarken derin bir nefes aldı. Hayatında ilk kez. Geleceğini düşündüğünde korkudan çok huzur hissediyordu. Arkasından annesinin sesi duyuldu. "KızımKahvaltı hazır." "Geliyorum anne." Mutfakta Mehmet Bey gazeteye göz gezdiriyor, Ayşe Hanım sıcak bazlamaları sofraya koyuyordu. Meryem ise reçel kavanozunu açmaya çalışıyordu. "Ben yaparım." deyince kavanoz bir türlü açılmadı. Mehmet Bey gülerek aldı. "Gel bakalım. Şu kavanozun da bir büyüğü varmış." Kapak açılınca Meryem sevinçle alkışladı. "Dedem yine kazandı." Sofra bir anda kahkahalarla doldu. Ayşe Hanım kızına baktı. "Bugün çarşıya çıkacağız Nişan elbisene son kez bakalım." Zümra başını salladı. "Olur anne." Aynı saatlerde Yusuf da babasıyla birlikte bahçedeydi. Ahmet Bey kuruyan gülleri buduyor, Yusuf da toprağı çapalıyordu. "Evlat. Bugün izin alabilir misin?" "Alırım baba. Neden?" "Nişanlık takımına son rötuş yapılacak." Yusuf gülümsedi. "Annem söylemiştir. Benim haberim yoktu." Tam o sırada Elif kapıyı açarak bahçeye çıktı. "Olmaz olur mu? Ağabey bütün mahalle biliyor." Yusuf başını iki yana salladı. "Ben en son öğreniyorum." Elif kahkahasını tutamadı. Öğleye doğru iki aile çarşıda buluştu. Eski taş sokaklar hafta sonu kalabalığıyla dolmuştu. Baharatçıdan yükselen tarçın kokusu. Fırından çıkan sıcak simitlerin kokusuna karışıyordu. Küçük dükkânların vitrinleri sonbahar renkleriyle süslenmişti. Meryem bir baloncu görünce hemen Zümra'nın elini çekti. "Abla! Şuna bak!" Rengârenk balonlar gökyüzünde dans ediyordu. Zümra eğilip bir tanesini aldı. "Bu sana." Meryem balona sarılır gibi tuttu. "Ben bunu nişana da getirebilir miyim?" Mehmet Bey gülerek, "Balon patlarsa ağlamak yok." dedi. "Patlamaz. Çünkü ben ona dua edeceğim." Bu masum cevap, herkesi güldürdü. İlk durakları küçük bir butik oldu. Vitrinde sade ama zarif elbiseler vardı. İçeri girdiklerinde mağaza sahibi kadın onları güler yüzle karşıladı. "Hoş geldiniz. Buyurun." Ayşe Hanım durumu anlattı. "Kızımızın nişanı var." Kadın tebessüm etti. "O zaman bugün en güzel heyecanlardan birini yaşayacağız." Birbirinden güzel elbiseler getirildi.Zümra birkaç tanesini denedi. Kimi çok gösterişliydi. Kimi ise ona göre değildi. Sonunda açık toprak tonlarında, zarif işlemeleri olan, sade ve şık bir elbiseyi giydi. Kabinden çıktığında salonda kısa bir sessizlik oldu. Ayşe Hanım'ın gözleri doldu. Emine Hanım ise hayranlıkla baktı. "Maşallah Çok yakışmış." Zümra mahcup bir şekilde aynaya baktı. Elbisenin güzelliğinden çok Ailelerinin gözlerindeki mutluluğu görüyordu. Bu sırada Yusuf, Ahmet Bey ve Mehmet Bey erkek takım elbiselerine bakıyordu. Satıcı genç adam lacivert bir takım uzattı. "Bunu deneyebilir misiniz?" Yusuf kabine geçti. Birkaç dakika sonra çıktığında Murat ıslık çaldı. "Bizim sessiz Yusuf gitmiş. Yerine damat bey gelmiş." Yusuf utandı. "Abartma." Ahmet Bey gülerek oğlunun omzunu düzeltti. "Yakışıklı olmuşsun." Mehmet Bey de gururla baktı. "Allah nazardan saklasın." Yusuf'un yüzü kızardı. Hayatı boyunca bu kadar ilginin odağında olmamıştı. Akşamüstü alışveriş tamamlandığında herkes yorgundu. Ama hiçbirinin yüzündeki tebessüm eksilmemişti. Arabaya paketler yerleştirilirken Mustafa Hoca da çarşıdan geçiyordu. Onları görünce yanlarına uğradı. "Maşallah. Bereketli bir gün olmuş." Ahmet Bey gülümsedi. "Elhamdülillah hocam." Mustafa Hoca, Yusuf ile Zümra'ya baktı. "Her hazırlık. İnsanı düğüne yaklaştırır. Ama asıl hazırlık. Kalbin hazırlığıdır." İkisi de aynı anda, "İnşallah." dediler. ... Bir elbise Bir takım elbise Bir bohça. Belki…