BÖLÜM 2
Yazar: Fatma Kilbas

KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 2 Sabahın ilk ezanı, gecenin sessizliğini usulca bölerek gökyüzüne yükseldi. O sesi her duyduğumda içimde tarif edemediğim bir huzur doğardı. Sanki dünya birkaç dakikalığına yavaşlıyor, insanların bütün telaşı yerini dinginliğe bırakıyordu. Gözlerimi açtığımda odam henüz tam aydınlanmamıştı. Beyaz tül perdeler rüzgârın etkisiyle hafifçe dalgalanıyor, pencerenin önündeki sardunyaların yaprakları birbirine sürtündükçe ince bir hışırtı çıkarıyordu. Derin bir nefes aldım. Toprağın kokusu... Gece yağan kısa yaz yağmuru bahçemizi serinletmişti. Yatağımdan kalkıp pencereye yürüdüm. Gökyüzü pembeyle turuncu arasında gidip gelen renklerle yeni güne hazırlanıyordu. Mahalle henüz tam uyanmamıştı. Sadece uzaktan geçen belediye aracının sesi ve birkaç kuşun cıvıltısı duyuluyordu. "Bismillah..." diye fısıldadım. Yeni güne hep bu kelimeyle başlamayı severdim. Dolabımı açtım. Bugün kursta hem çocuklarla ilgilenecek hem de yardım kolilerini hazırlayacaktık. Rahat hareket edebilmeliydim. Askıların arasından açık bej renkli, yere kadar uzanan sade bir ferace çıkardım. İnce kumaşı yaz sıcağı için tam uygundu. Üzerine süt beyazı şalımı dikkatlice bağladım. Aynanın karşısında durup kendime baktım. Ela gözlerim bu sabah daha canlı görünüyordu. Dün geceki yanlış mesaj hâlâ aklımın bir köşesindeydi ama mahcubiyetim biraz olsun azalmıştı. Telefonumu elime aldım. Bildirim yoktu. İçimden istemsizce, "Zaten neden olsun ki?" diye geçirdim. Sonra kendi hâlime gülümsedim. Ne bekliyordum ki? Yanlışlıkla mesaj attığım adamın tekrar yazmasını mı? Başımı iki yana salladım. "Yok artık Zümra..." Telefonu çantama koyup odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde annem çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı. Çayın buharı ince ince yükseliyor, yeni pişmiş bazlamaların kokusu bütün evi sarıyordu. "Hayırlı sabahlar anne." Annem bana dönüp gülümsedi. "Hayırlı sabahlar güzel kızım." Yanına gidip yanağından öptüm. Babam da gazetesiyle birlikte masaya oturmuştu. Gazete okumayı hâlâ telefondan haber takip etmeye tercih ederdi. "Günaydın babam" Onunda yanağını öptüm. "Günaydın kızım." Masaya oturdum. Babam her zamanki gibi sofraya bakıp ellerini açtı. "Allah'ım. Verdiğin nimetlere şükürler olsun. Helalinden kazanmayı, helalinden yemeyi bize nasip eyle." "Âmin." Evimizde her sabah aynı huzur vardı. Kimse yüksek sesle konuşmazdı. Kimse acele etmezdi. Belki de mutluluk buydu.Büyük şeylerde değil... Küçük ama bereketli anlarda saklıydı. Kahvaltıdan sonra annem çantama küçük bir saklama kabı yerleştirdi. "Öğlene kadar acıkırsın." Dedi. "Anne..." diye itiraz etsemde "İtiraz istemiyorum." İkimiz de güldük. Annem böyleydi. Yirmi dört yaşına da gelsem benim için hâlâ okul çantasına yiyecek koyan anneydi. Kapıya ilerledim. Kapıyı açarken arkamdan seslendi. "Zümra..." "Dua etmeyi unutma." Başımı çevirip gülümsedim. "Unutur muyum hiç?" Sokağa çıktığımda güneş artık iyice yükselmeye başlamıştı. Mahalle esnafı dükkânlarının kepenklerini açıyor, fırının önünde sıcak simit kuyruğu oluşuyordu. Komşumuz Fatma teyze balkonundan bana el salladı. "Günaydın kızım." "Günaydın teyzeciğim." Yavaş adımlarla otobüs durağına yürümeye başladım. Çantam omzumdaydı. Elimde annemin hazırladığı küçük yemek kabı vardı. Telefonum cebimde hafifçe titredi. WhatsApp... Ekranda yeşil renkli grubumuz belirdi. 🌿 Cennete Doğru Kızlar 🌿 Daha sabahın sekizi bile olmamıştı. "Kesin Hümeyra..." diye mırıldandım. Mesajı açmadan önce istemsizce gökyüzüne baktım. Bazen insanın içine sebepsiz bir umut doğardı. Bugün de öyleydi. Ben bunun nedenini bilmiyordum. Ama kader... Bugünün sıradan bir gün olmadığını çok iyi biliyordu. *** Otobüs durağına vardığımda sabahın telaşı çoktan başlamıştı. İşe yetişmeye çalışan insanlar, okul çantalarını sırtlarına asmış öğrenciler, elinde pazar filesiyle yürüyen yaşlı teyzeler... Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise acele etmeyi hiçbir zaman sevmezdim. İnsan acele ettikçe hayatın güzelliklerini kaçırıyordu sanki. Telefonumu cebimden çıkarıp WhatsApp grubunu açtım. 🌿 Cennete…