30. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

30. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 30 Söz merasiminin üzerinden on gün geçmişti. Sonbahar artık kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Sabahın erken saatlerinde ince bir sis şehrin sokaklarını örtüyor, güneş yükseldikçe sis yavaş yavaş dağılıyordu. Ağaçlardan kopan sarı yapraklar rüzgârın peşine takılıyor, kaldırımlarda küçük daireler çizerek savruluyordu. Hayat. Kendi ritminde akmaya devam ediyordu. Ve Yusuf ile Zümra Söz yüzüklerine rağmen hayatlarını değiştirmemişlerdi. Çünkü ikisi de biliyordu. Bir yüzük İnsanı değil, sorumluluğunu değiştirirdi. Zümra, her zamanki gibi Kur'an kursunda dersini anlatıyordu. Bugünkü konu... "Kul hakkı ve güzel ahlak." Çocuklar büyük bir dikkatle onu dinliyordu. Tam dersin ortasında küçük Yusuf elini kaldırdı. "Öğretmenim. Bir insan sevdiğini kırarsa ne yapmalı?" Zümra gülümsedi. "Önce hatasını fark etmeli. Sonra samimiyetle özür dilemeli. Çünkü özür dilemek küçülmek değil. Büyümektir." Çocuklar başlarını salladı. Bu cümle... Birkaç gün sonra Zümra'nın kendi hayatında da anlam kazanacaktı. Ders bitince telefonuna bir mesaj geldi. Gönderen. Yusuf'tu. "Selâmün aleyküm. Vakfa uğrayabilir misiniz? Mustafa Hocamız nişan hazırlıklarıyla ilgili konuşmak istiyor. Müsaitseniz ikindi namazından sonra orada olacağım." Zümra mesajı okuyup tebessüm etti. Kısa bir cevap yazdı. "Aleykümselâm. İnşallah, ders çıkışı gelirim." İkindi vakti vakfın toplantı salonunda herkes toplanmıştı. Mustafa Hoca masanın başında oturuyor, önünde bir liste duruyordu. "Evlatlar. Önümüzdeki ay düzenleyeceğimiz yardım kermesiyle nişan hazırlıkları aynı haftaya denk geliyor. İş bölümü yapmamız gerekiyor." Yusuf hemen not almaya başladı. Zümra ise çocukların hazırlayacağı etkinliklerden sorumlu oldu. Toplantı oldukça verimli geçti. Ancak tam çıkacakları sırada. Mustafa Hoca'nın telefonu çaldı. "O hâlde siz biraz bekleyin." Ben şu görüşmeyi yapıp geliyorum." diyerek odadan ayrıldı. Toplantı salonunda ilk kez yalnız kaldılar. Aralarında yine ölçülü bir mesafe vardı. Sessizlik rahatsız edici değildi. Tam aksine. Huzurluydu. Yusuf sessizliği bozdu. "Çocuklar bugün nasıldı?" Zümra gülümsedi. "Her zamanki gibilerdi. Birbirlerinden daha çok soru soruyorlar." "En zor soru hangisiydi?" "'Sevdiğini kıran ne yapmalı?' diye sordular." Yusuf hafifçe gülümsedi. "Demek şimdiden bizi çalıştırıyorlar." İkisi de güldü. Tam o sırada vakfın kapısı açıldı. İçeri genç bir kadın girdi. Elinde büyük bir koli vardı. "Affedersiniz. Yusuf Bey burada mı?" Yusuf ayağa kalktı. "Benim." Kadın gülümseyerek koliyi uzattı. "Geçen ay sipariş ettiğiniz kitaplar geldi. İmzayı da size attırmam gerekiyordu." Yusuf teşekkür edip koliyi aldı. Kadın da kısa bir vedanın ardından ayrıldı. Her şey birkaç dakikada olup bitmişti. Fakat. Koridorun diğer ucunda bekleyen iki vakıf gönüllüsü, olayı uzaktan görünce kendi aralarında fısıldaşmaya başladı. "Kim acaba?" "Bilmiyorum." "Ama Yusuf Bey'le samimi gibiydi." İnsan zihni. Bazen gerçeği değil. Eksik gördüğünü tamamlamayı severdi. Ve işte... Küçücük bir yanlış anlaşılmanın ilk tohumu. Kimsenin fark etmediği bir anda toprağa düşmüştü. Akşam üzeri Zümra eve döndüğünde annesi mutfakta mantı açıyordu. "Hoş geldin kızım." "Hoş buldum anne." Ayşe Hanım gülümseyerek kızına baktı. "Bugün çok yorulmuşsun." "Biraz." "Gel. Hamurları birlikte kapatalım." Anne-kız mutfakta yan yana oturdular. Mantılar tek tek hazırlanırken sohbet etmeye başladılar. "Anne. Evlilikten korkuyor musun diye sorsalar. Eskiden hayır derdim." "Şimdi?" "Şimdi korkmuyorum. Sadece. İyi bir eş olabilmek için dua ediyorum." Ayşe Hanım kızının elini tuttu. "Kızım. Kimse mükemmel değildir. Yeter ki birbirinizi Allah için sevin. Gerisi öğrenilir." O sırada Yusuf da evinde babasıyla çay içiyordu. Ahmet Bey oğluna baktı. "Bugün dalgın görünüyorsun." "Yorgunum biraz." "Yorgunluk geçer. Ama şunu unutma. İnsan nişan ve düğün hazırlığında bazen istemeden sevdiğini ihmal edebilir. Vaktini doğru kullan." Yusuf başını salladı. "Haklısın baba." O an Henüz bilmediği bir şey vardı. Vakfı…