29. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

29. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 29 Söz merasimine iki gün kalmıştı. Şehir, sonbaharın en güzel günlerinden birini yaşıyordu. Yağmur gece boyunca usul usul yağmış, sabah olduğunda kaldırımlar tertemiz parlamaya başlamıştı. Ağaç dallarından süzülen damlalar, güneş ışığıyla birlikte küçük kristaller gibi parlıyordu. Hayat. Bütün güzelliğiyle akıp gidiyordu. Zümra her zamanki gibi erkenden Kur'an kursuna geldi. Kapıyı açar açmaz içeriden mis gibi kitap ve sabun kokusu yükseldi. Çocuklar henüz gelmemişti. Sessiz sınıfta tek başına dolaştı. Tahtaya bugünün konusunu yazdı. "Doğruluk ve Güven." Tam o sırada minik Eymen içeri koştu. "Öğretmenim! Bugün erken geldim." "Fark ettim. Çünkü sen bugün bana ilk selam veren öğrencimsin." Eymen gururla gülümsedi. Birer birer diğer çocuklar da gelmeye başladı. Ders boyunca doğruluk üzerine konuştular. Zümra, çocuklara bir hadis anlattı. "Dürüstlük insanı iyiliğe götürür." Çocuklardan biri el kaldırdı. "Öğretmenim. İnsan evleneceği kişiye de hep doğruyu söylemeli mi?" Sınıfta küçük bir kahkaha yükseldi. Zümra'nın yanakları hafifçe kızardı. Sonra gülümseyerek cevap verdi. "En çok da ona. Çünkü güven. Bir yuvanın temelidir." Ders bitince çocuklar bahçeye çıktı. Hatice Teyze, Zümra'nın yanına gelip hafifçe dirseğiyle dürttü. "Bugün sorulan sorular tesadüf mü acaba?" Zümra gülmeye başladı. "Teyzeciğim. Çocuklar işte." Hatice Teyze göz kırptı. "Çocukların dili bazen büyüklerden daha cesur olur." İkisi de kahkahalarını tutamadı. Aynı saatlerde Yusuf'un çalıştığı kurumda da hareketli bir gün yaşanıyordu. Murat elinde dosyalarla Yusuf'un odasına girdi. "Cumartesi izinlisin değil mi?" "Evet." "Sebep belli." Yusuf tebessüm etti. "Biraz." Murat yüksek sesle, "Arkadaşlar! Bizim Yusuf'u cumartesi kimse aramasın. Adam söz kesecek." Koridordan alkış sesleri yükseldi. Yusuf iki eliyle yüzünü kapattı. "Yeter artık." Herkes gülmeye başladı. Müdürleri odadan çıkıp gülümseyerek, "Yusuf. Allah mesut etsin. Teşekkür ederim efendim. Bir hafta izin istemiyorsun değil mi?" Salondaki herkes yeniden kahkahaya boğuldu. Yusuf da sonunda gülmeye başladı. Uzun zamandır bu kadar rahat gülmemişti. Akşam üzeri İki aile birlikte alışverişe çıkmaya karar verdi. Buluşma noktası, şehrin eski çarşısıydı. Taş döşeli sokaklarda baharat kokuları dolaşıyor, küçük dükkânlardan yükselen türküler çarşıya ayrı bir sıcaklık katıyordu. Emine Hanım ile Ayşe Hanım kumaşçıya girerken, Ahmet Bey ve Mehmet Bey bir bankta oturup çay içmeye başladılar. Elif ise Zümra'nın koluna girdi. "Abla. Artık seni gerçekten ablam gibi hissediyorum." Zümra'nın yüzünde içten bir tebessüm oluştu. "Ben de seni kardeşim gibi hissediyorum." Elif heyecanla, "O zaman birlikte alışveriş yapacağız." dedi. Kumaşçı dükkânında renk renk şallar seriliydi. Satıcı amca gülümseyerek, "Buyurun hanımlar. Ne arıyorsunuz?" Ayşe Hanım cevap verdi. "Söz için sade ama zarif bir şal." Satıcı birkaç model çıkardı. Elif hemen lacivert olanı eline aldı. "Bu çok güzel." Emine Hanım ise krem rengini gösterdi. "Bence bu." Tam o sırada Yusuf içeri girdi. Kapıda durup şaşkınlıkla, "Ben yanlış yere geldim galiba." deyince herkes gülmeye başladı. Ayşe Hanım şakayla, "Gel bakalım. Sen de renk seç." Yusuf ellerini kaldırdı. "Ben bu işlerden hiç anlamam." Elif kahkaha atarak, "Tamam. O zaman susma hakkını kullan." Bu söz üzerine dükkândaki herkes güldü. Zümra da gülmekten gözlerini kapattı. Yusuf onu gülerken görünce içinden, "Allah'ım Bu tebessüm hiç eksik olmasın." diye dua etti. Alışveriş bittikten sonra hep birlikte küçük bir çay bahçesine oturdular. Masaya demli çaylar, sıcak simitler ve peynir tabakları geldi. Mehmet Bey çayından bir yudum alıp Ahmet Bey'e baktı. "Ne güzel Daha birkaç hafta önce birbirimizi tanımıyorduk." Ahmet Bey gülümsedi. "Şimdi ise aynı masada çay içiyoruz." "Demek ki. Allah nasip edince yabancılar bile aile oluyor." Herkes bu söze tebessüm etti. Masanın diğer ucunda Elif, Zümra'ya eğildi. "Abla. Ağabeyim çok konuşmaz. Ama seni gerçekten çok sevdiğ…