26. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

26 × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 26 Gençlik Buluşması'na iki gün kalmıştı. Sabahın erken saatlerinde vakfın bahçesi yine dolmaya başlamıştı. Bir yanda çadır iskeletleri kuruluyor. Bir yanda ses sistemi son kez deneniyor. Mutfakta ise büyük kazanlarda çorba hazırlanıyordu. Her köşede ayrı bir telaş... Her yüzde aynı heyecan vardı. Fakat. İnsanların göremediği başka bir hareketlilik daha vardı. Sözler. Sessizce kulaktan kulağa dolaşıyordu. Zümra o sabah Kur'an kursunda çocuklarla "gıybet" konusunu işlemişti. Tahtaya büyük harflerle tek bir cümle yazmıştı. "Bilmediğin şeyi konuşma, duyduğun her söze de inanma." Minik öğrenciler dikkatle onu dinliyordu. İçlerinden Elif elini kaldırdı. "Öğretmenim... Biri bizim hakkımızda yalan söylerse ne yapacağız?" Zümra gülümsedi. "Önce doğruluğunu araştıracağız." "Peki üzülürsek?" "Allah'a sığınacağız. Çünkü insanların sözü değişebilir. Ama Allah gerçeği bilir." Çocuklar hep bir ağızdan, "İnşallah." dediler. Dersi bitirirken Zümra'nın kendi kalbi de o cümlelerden nasibini alıyordu. Öğleye doğru vakfa geldiğinde bahçede iki genç gönüllünün konuşmasına istemeden şahit oldu. "...Yusuf Abi ile Merve Abla sürekli birlikte çalışıyormuş." "Ben de öyle duydum." "Herhâlde organizasyondan sonra da görüşürler." Zümra'nın adımları bir an duraksadı. Konuşan gençler onu fark edince mahcup olup sustular. Zümra hiçbir şey söylemedi. Sadece selam verip içeri geçti. Ama bu kez. Duyduğu sözler, kendi zihninden değil, başkalarının dilinden çıkmıştı. İçeri girer girmez derin bir nefes aldı. "Hayır... Bir insan hakkında duyduğum sözle hüküm veremem. Belki tamamen yanlış... belki abartılıyor..." Kalbiyle aklı arasında sessiz bir mücadele başlamıştı. O sırada Yusuf, konferans salonunda sandalye düzenini kontrol ediyordu. Hasan ölçü alırken seslendi. "Bir sıra daha geri çekelim mi?" "Olur." İbrahim de metreyle ölçü alıyordu. Üçü kahkahalar arasında çalışıyordu. Merve ise salonun girişindeki kayıt afişlerini asıyordu. Aralarında yalnızca işle ilgili konuşmalar vardı. Fakat dışarıdan bakan biri. Bütün günü aynı ortamda geçirdikleri için farklı düşünebilirdi. Öğleden sonra Mustafa Hoca, gönüllüler için kısa bir sohbet yaptı. "Evlatlar.. Bugün size iş konuşmayacağım." Herkes dikkat kesildi. "Kalp konuşacağız." Salondaki sessizlik derinleşti. "Bir mümin... Kardeşinin kusurunu aramaz. Kardeşinin niyetini bozmaya çalışmaz. Duyduğu her sözü de taşımaz." Sonra gözlerini bütün salonda gezdirdi. "Gıybet... Bazen tek bir cümleyle başlar. Ama nice dostluğu bitirir." Bu sözleri söylerken kimseyi hedef almıyordu. Ancak İbrahim, sabah duyduğu dedikoduları hatırlayınca içi sıkıldı.Program bitince herkes görevine döndü. Zümra kayıt masasında evrakları düzenliyordu. Yusuf elinde dizüstü bilgisayarla yanına geldi. "Kayıt sistemini son kez deneyelim mi?" "Olur." İkisi yine yan yana oturdular. Bilgisayar ekranına bakarken Yusuf fark etti. Zümra her zamankinden daha sessizdi. "İyi misiniz?" "İyiyim." "Emin misiniz?" "Biraz yorgunum." Yusuf daha fazla üstelemedi. "İsterseniz kısa bir mola verin. Ben burada devam ederim." Zümra başını salladı. "Teşekkür ederim." Yusuf'un sesindeki samimiyet hiç değişmemişti. İşte bu yüzden Zümra'nın zihnindeki karmaşa daha da büyüyordu. Çünkü gördüğü Yusuf ile Duyduğu sözler birbirini tutmuyordu. Akşam üzeri Hatice Teyze, Zümra'yı bahçedeki güllerin yanında tek başına otururken buldu. "Gel bakalım kızım Neden böyle yalnız oturuyorsun?" Zümra gülümsemeye çalıştı. "Biraz dinleniyorum." Hatice Teyze yanına oturdu. "İnsan bazen yorgunluğunu bedeninde değil... Kalbinde taşır." Zümra'nın gözleri doldu. "Ben... Bir şey sormak istiyorum." "Sor." "İnsan duyduğu bir söze inanmak istemiyorsa... Ama aklına da takılıyorsa... Ne yapmalı?" Hatice Teyze hiç düşünmeden cevap verdi. "Git... Kaynağından öğren. Çünkü başkasının anlattığı hikâye... Hiçbir zaman gerçeğin tamamı değildir." Zümra başını eğdi. Bu cevap Kalbine su serper gibi gelmişti. ... Zümra'nın imtihanı. Yusuf değildi. İnsanların sözleriydi. Yusuf'un imtihanı ise. He…