25. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

25. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 25 Sabahın ilk ışıkları. Vakfın avlusuna düşen çiy tanelerini pırlanta gibi parlatıyordu. Sonbahar, artık iyice şehre yerleşmişti. Çınar ağacından kopan sarı yapraklar, rüzgârın önünde usulca savruluyor; avlunun taş zeminine sessizce konuyordu. İçeriden gelen çay kokusu. Mutfakta kızaran simitlerin kokusuna karışıyor. Vakfın her köşesi, yeni başlayacak yoğun günlerin habercisi oluyordu. Bugün önemli bir gündü. Bir ay sonra yapılacak Gençlik Buluşması için ilk geniş katılımlı hazırlık toplantısı gerçekleştirilecekti.Çevre il ve ilçelerden yüzlerce gencin katılması bekleniyordu. Programlar. Atölyeler. Kur'an tilavetleri. Sohbet halkaları. Sosyal sorumluluk etkinlikleri. Hepsi tek tek planlanacaktı. Yusuf, vakfa herkesten önce gelenlerden biriydi. Konferans salonundaki sandalyeleri diziyor, ses sistemini kontrol ediyordu. İbrahim elinde iki bardak çayla içeri girdi. "Yine erkencisin." Yusuf gülümsedi. "İş çok. Bitmez diye korkuyorum." İbrahim çayı uzattı. "Allah'ın izniyle biter." Sonra salona bakıp ıslık çaldı. "Bu kadar sandalye yetmez Geçen yıl yüz elli kişi gelmişti." Dedi. "Bu yıl üç yüzü geçecek diyorlar." Yusuf derin bir nefes aldı. "Rabbim mahcup etmesin." "Âmin." Üst katta. Hanımlar da aynı telaş içindeydi. Hatice Teyze listeleri düzenliyor, gönüllülere görev dağılımı yapıyordu. Zümra ise kayıt dosyalarını hazırlıyordu. Kalemi elinde hızla isimleri yazarken Fatma Hanım yanına yaklaştı. "Zümra. Bu kadar işi tek başına yapma. Yardım ederiz." Zümra gülümseyerek başını kaldırdı. "Birlikte daha çabuk biter." Tam o sırada kapı açıldı. İçeri, çevre ilçelerden gelen gönüllüler girmeye başladı. Yeni yüzler. Yeni heyecanlar. Yeni dostluklar. Vakfın koridoru kısa sürede selam sesleriyle doldu. Toplantı başladığında Mustafa Hoca kürsüye çıktı. Besmele çekerek söze başladı. "Evlatlar.. Bir organizasyon düzenlemiyoruz. Gönüllere misafir oluyoruz." Salonda derin bir sessizlik oluştu. "Buraya gelecek her genç... Belki hayatında ilk defa böyle bir ortam görecek. Belki ilk defa samimi bir kardeşlik hissedecek. Belki de... Hayatını değiştirecek bir cümleyi burada duyacak." Kimsenin gözünde bu program artık sıradan bir etkinlik değildi. Bir emanetti. Görev dağılımına geçildi. Yusuf'un sorumluluğu teknik ekip ve dış organizasyondu. İbrahim, ulaşım koordinasyonuna getirildi. Hasan güvenlik ve karşılama ekibindeydi. Hanımlar tarafında ise Zümra, kayıt masası ve genç kızlara yönelik sohbet atölyelerinin sorumluluğunu üstlendi. Mustafa Hoca son listeye baktı. "Bir konu daha var. Karşılama paketlerinin hazırlanması gerekiyor. Bu iş için kadın ve erkek ekiplerinin koordineli çalışması lazım." Salondaki herkes dikkat kesildi. "Yusuf. Zümra." Siz iki ekibin koordinasyonunu sağlayacaksınız." İkisi de aynı anda, "İnşallah hocam." dediler. Toplantı bittikten sonra avluda küçük gruplar hâlinde sohbetler başladı. Zümra elindeki dosyaları taşırken rüzgâr birkaç sayfayı yere savurdu. Tam eğileceği sırada Yusuf da aynı sayfalara uzandı. Birlikte dosyaları topladılar. "Teşekkür ederim." "Rica ederim." Yusuf dosyaları uzatırken fark etti. Zümra'nın elleri buz gibiydi. "Hava soğudu." "Evet." "İnce giyinmişsiniz." Zümra hafifçe gülümsedi. "Sabah çıkarken fark etmedim." Konuşmaları yine birkaç cümleyle sınırlı kaldı. Ama bu kısa konuşmaların bile kalplerinde bıraktığı huzur. Uzun sohbetlerden daha derindi. Öğle namazından sonra gönüllüler yemek için bahçeye çıktı. Uzun masalar kurulmuş... Herkes evinden getirdiği yemekleri paylaşmıştı. İbrahim, Yusuf'un yanına otururken göz ucuyla Zümra'nın bulunduğu masaya baktı. Sonra kısık sesle, "Bakıyorum da... Koordinasyon görevi başlamadan koordinasyon kurulmuş." dedi. Yusuf gülmemek için başını eğdi. "Sen bir gün başıma iş açacaksın." İbrahim kahkaha attı. "Ben değil. Kader açacak." Yusuf istemsizce gülümsedi. Belki de ilk kez. Bu söz ona eskisi kadar uzak gelmemişti. Günün sonunda herkes evine dönerken vakfın avlusunda yalnızca Mustafa Hoca kaldı. Çınar ağacının altındaki bankta oturd…