22. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

22. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 22 Sabah Şehrin üzerinde ince bir sonbahar sisi dolaşıyordu. Güneş, bulutların arasından usul usul yükselirken minarelerden okunan sabah ezanı mahalleyi huzurla doldurmuştu. Bazı sabahlar insanı dinlendirirdi. Bazıları ise kalbinde yeni umutlar yeşertirdi. Bugün Hem Yusuf'un hem de Zümra'nın kalbi, uzun zamandır hissetmediği kadar sakindi. Çünkü bazen insanın içini rahatlatan şey. Bir cevap değil, Rabbine duyduğu güvendi. Zümra, seccadesini katlayıp pencerenin önüne geçti. Bahçedeki nar ağacına iki serçe konmuştu. Küçük kuşlar birbirlerine yaklaşırken yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Aklına iki gün önce istemeden duyduğu konuşma geldi. "Kalbimde dua ettiğim biri var..." O cümle artık canını acıtmıyordu. Aksine. Kalbine umut bırakıyordu. Ama hemen ardından kendini uyardı. "Zümra... Sakın hayallere kapılma. Bilmediğin şeyler üzerine bina kurma." Ellerini yeniden açtı. "Allah'ım... Bana nasip olmayanın peşinden koşturma. Ama nasibim olanı da bana en güzel zamanda ulaştır." Duasını bitirdiğinde kalbindeki huzur daha da büyümüştü. Aynı dakikalarda Yusuf da camiden dönüyordu. Sabah namazından sonra imamın okuduğu ayet hâlâ zihnindeydi. "Sabredenlerle beraber olun..." Bu cümle ona güç vermişti. Çünkü biliyordu. Gerçekten değerli olan hiçbir şey aceleyle elde edilmezdi. Eve girdiğinde annesi kahvaltıyı hazırlıyordu. "Oğlum. Bugün yüzün daha aydınlık." Yusuf gülümsedi. "İçim huzurlu anne." Annesi çayı uzatırken, "Elhamdülillah." dedi. "İnsanın gönlü huzurlu olunca, o huzur eve de yansıyor." Öğleden sonra vakıfta kampın son hazırlıkları vardı. Çocuklar ertesi gün sabah erkenden yola çıkacaktı. Bahçede büyük bir hareketlilik yaşanıyordu. Kutular taşınıyor. Battaniyeler katlanıyor. Gönüllüler son eksikleri kontrol ediyordu. Zümra elindeki listeyi incelerken Yusuf yanına geldi. "Bir şeye yardım edebilir miyim?" Başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Bu kez bakışlarında önceki günlerin tedirginliği yoktu. "Şu listedeki kitapları depodan alabilir misiniz?" "Memnuniyetle." Yusuf listeyi alırken gülümsedi. "Emriniz olur." Zümra da istemsizce güldü. "Estağfirullah. Rica ettim sadece." İkisi de gülerken Mustafa Bey uzaktan onları izliyordu. İçinden, "Çok şükür... Kalpler yeniden huzur bulmuş." diye geçirdi. Öğleden sonra küçük bir telaş yaşandı. Kampa katılacak çocuklardan biri, annesi hastalandığı için gelemeyeceğini haber verdi. Çocuk telefonda ağlıyordu. "Ben çok gitmek istemiştim." Zümra'nın gözleri doldu. Yusuf hemen söze girdi. "Merak etme. Kamp bittikten sonra sana özel bir gün yapacağız. Sadece senin için." Telefonun diğer ucundaki çocuk sessizleşti. "Gerçekten mi?" "İnşallah." "Söz mü?" Yusuf gülümsedi. "Söz." Telefon kapandığında odada kısa bir sessizlik oldu. Mustafa Bey başını salladı. "Bazen bir çocuğa verilen söz... Koca bir dünyayı değiştirebilir." Zümra, Yusuf'a hayranlıkla baktı. Onun en çok sevdiği yanı buydu. Kimsenin görmediği küçük kırgınlıkları fark edebilmesi... Ve onları onarmaya çalışması.İkindi vakti bahçede kısa bir mola verdiler. Rüzgâr papatyaların arasından geçerken kuru yaprakları savuruyordu. Yusuf çayından bir yudum aldı. "Size bir şey sorabilir miyim?" "Buyurun." "Öğretmen olmayı hiç bırakmayı düşündünüz mü?" Zümra hiç düşünmeden cevap verdi. "Hayır." "Neden?" "Çünkü... Her çocuğun hayatına dokunabilmek... Bana dünyanın en büyük hediyesi gibi geliyor." Sonra aynı soruyu ona yöneltti. "Peki siz? Vakfa ilk geldiğiniz günü hatırlıyor musunuz?" Yusuf gözlerini uzaklara çevirdi. "Hatırlıyorum. Üniversite birinci sınıftaydım. Mustafa Hocamız bana bir koli kitap taşıtmıştı. Sonra... Bir daha hiç gidemedim." "Gidemedim mi?" diye güldü Zümra. Yusuf da gülmeye başladı. "Yanlış söyledim." "Gitmek istemedim. Çünkü burası..." Bir an sustu. "İnsanın kendini evinde hissettiği yer." Zümra'nın kalbi yine usulca hızlandı. Çünkü aynı cümleyi birkaç hafta önce kendisi de kurmuştu. Tam o sırada bahçeye iki küçük kardeş koşarak geldi. Ellerinde papatyalardan yaptıkları küçük bir taç vardı. "Öğretmen…